Tuesday, November 24, 2015

Biz barışı öle öle getireceğiz…

Biz barışı öle öle getireceğiz…

"Biz barışı öle öle getireceğiz…"
Bu sözler Ankara’daki saldırının hemen ardından saldırı alanından bir kadının sözleri. Gazeteci İrfan Değirmenci’nin tweetinde kameraya haykıran kadın şöyle söylüyor:
“Barışı öle öle getireceğiz. Hepimiz ölsek de bu barış gelecek. Barışı biz bu memlekete öle öle getiriyoruz. Çocuklarımız parçalanmış, her yerde parçalanmış. Bu soysuzlar böyleler. Barış gelecek. Cizre burası, Nusaybin burası, Mardin burası oldu artık, başkent böyle artık, kan gölüne çevirdiler buraları…”

Sonuncusu Silvan'da çocuk katletti; Türkiye'de1 milyon civarında kara mayını var!

Sonuncusu Silvan'da çocuk katletti; Türkiye'de1 milyon civarında kara mayını var!

Tam da Kara Mayınları İzleme Komitesinin her yıl yayınladığı mayın rapor ve haritalarını incelerken Silvan’daki patlamanın haberini alıyorum. Silvan’da bugün okul yolunda buldukları bombanın patlaması sonucu 1 çocuk öldü, 3 çocuk ise yaralandı. Henüz yaralıların durumunu bilmiyorum, bir uzuv kaybı olup olmadığını da…
Uzun yıllardır Bölgedeki mayınla mücadele çalışmalarına destek veriyorum.

Friday, October 30, 2015

Nusaybin yeni bir Cizre olmadan ses verin!

Nusaybin yeni bir Cizre olmadan ses verin!

Yaklaşık 5 gündür sokağa çıkma yasağının devam ettiği Nusaybin’de durum gittikçe kötüleşiyor. Nusaybinlilerden sık sık mektup alıyorum. Dün aldığım bir mektubu aynen yazıyorum:
“Sayın Baysal, Nusaybin den size yazıyorum. 4 gündür zincirli paletli tanklar dâhil zırhlı ağır silahlarla adeta savaş var şehirde, Nusaybin’de yerel basından başka basın yok, onlar da baskı altında ve sesimizi duyuramıyorlar, sesimizi kimse  duymuyor. Şu ana kadar 3 sivil ölü ve 5 sivil yaralı var. Şehir tamamen kuşatma altında, minareler dahil yüksek yerlere keskin nişancılar konulmuş durumda, özellikle çatışmanın yoğun olduğu bölgelerde elektrik ve su yok, mobil internet tamamen kapalı, hastalar hastaneye gidemiyor, bir şekilde giden orada mahsur kalıyor, kamuoyu oluşturma adına sizden yardım talep ediyorum.”

Zorla Alıkonulan Kadınlar İçin Mücadele Platformu kuruldu!

Zorla Alıkonulan Kadınlar İçin Mücadele Platformu kuruldu!

17 Şubat 2015’te Diyarbakır’da önemli bir platform kuruldu. Benim de içinde bulunduğum, IŞİD’in elindeki kadınlar için mücadele eden bir grup kadın, DTK ve KJA’nın desteğiyle bir araya gelerek Zorla Alıkonulan Kadınlar İçin Mücadele Platformunu kurdular. Platform o günden bugüne sessizce kıymetli işler yapmaya başladı. Öncelikle Şengal’den Rojava’ya ziyaretlerde bulunarak IŞİD’in elindeki kadınlara ilişkin bilgileri toparladı. IŞİD’in elinde kalmış, tecavüze uğramış bazı kadın ve çocukları Güney Kürdistan’dan Diyarbakır’a getirerek, burada rehabilitasyonlarına destek verdi. Bunun yanı sıra ileride bir soykırım başvurusu yapılabilmesi için Güney Kürdistan ve Türkiye’deki Ezidi kamplarında, IŞİD’in vahşet ve tecavüzüne maruz kalmış kadınlarla görüşerek ileride yapılacak bir soykırım başvurusu için tanıklıkları topluyor.

Yeni korucu alımları durdurulmalı!

Yeni korucu alımları durdurulmalı!

“Benim kocam da ölmüş ama hala korkuyoruz çünkü biz hainiz artık”[1]
Bu sözler 15 yıl önce korucu olan eşi bir operasyonda ölen, Silvanlı bir kadına ait.
Korucu olmaya ilişkin verdikleri kararın bedelini bir ömür boyu ödeyenler sadece korucular değil, aynı zamanda eşleri, çocukları ve aileleri yaşamlarının sonuna kadar onlara ait olmayan bir kararın bedelini ödüyorlar. Korucuların eşleri ve çocukları korku içinde yaşıyorlar, halkları tarafından dışlanıyorlar, babalarının korucu kimliğini saklamaya çalışıyorlar, bu insanlar bir ömür boyu “korucu çocuğu” “korucu eşi” damgasını taşıyorlar.
Geçen hafta 5000 yeni korucu kadrosu açıldığı haberini duyduğumda ilk aklıma gelenlerden biri de, parçalanmış 5000 aile daha olacağı, on binlerce çocuğun daha hayatının kararacak olması oldu.

Sunday, October 25, 2015

1996’dan bugüne, Kürdün otobüsünü taşlamak!

1996’dan bugüne, Kürdün otobüsünü taşlamak!

1996 yazıydı. Ankara’da öğrenciydim. Her tatil fırsatında olduğu gibi okul kapanır kapanmaz ilk işim memleketim Diyarbakır’a dönmekti. Diyarbakır firmalarından birinden biletimi aldım ve hep annemin tembihlediği gibi 1 numaralı koltuğa oturdum. Ankara’dan otobüs hareket edeli henüz birkaç saat olmuştu ki, otobüsümüz Ankara’nın Şereflikoçhisar ilçesinde karşıdan gelen araba ile çarpıştı. Arabaya önden çarpmıştık. Otobüsün ön camları benim gibi ön koltuklarda oturanların üzerine yığılmıştı. Çarptığımız araçtaki 2 kişi olay yerinde ölmüştü, otobüsteki insanlar çığlık çığlığaydı.

Cizreliler: “Devlet bunu bize neden yaptı?”

Cizreliler: “Devlet bunu bize neden yaptı?”

“Kardeşlerim annemin cesedi ile 1 gün geçirdiler, en çok bunu unutmuyorum. Akşam olunca soruyorlar annemiz nerede diye, 7 çocuk kaldık, 5’i okuyor, babam zaten hasta, hayatımız nasıl devam edecek bilmiyorum.”
Bunları söyleyen Cizre’de katledilen sivillerden biri olan Meryem Süne’nin kızı Gülcan Süne. Meryem Süne  45 yaşında, 7 çocuk annesiydi. O gece namaz kılmak için evinin bahçesinde abdest aldıktan sonra, bahçe kapısını kapatmak üzereyken keskin nişancıların attığı kurşunlarla ağır yaralanır. Hastaneye götürülmesine izin verilmediği için 7 çocuğunun gözü önünde göz göre göre ölür. Çocuklar 1 gün annenin cansız bedeni ile evde kalmak zorunda kalırlar, daha sonra annelerinin bedeni kokmasın diye soğuk hava deposunda bekletilir.

Ya Cizre’nin yanında olacağız ya da hep beraber yok olacağız!

Ya Cizre’nin yanında olacağız ya da hep beraber yok olacağız!

Yazar, akademisyen ve gazetecilerden oluşan bir grup kadın olarak Cizre’nin acısını paylaşmak için dün Cizre’ye gittik.
GBT araması ve araç aramasından sonra girebildiğimiz Cizre’de sabah önce taziye evine gittik, taziye evinde yakınları ölen Cizrelilerle buluştuk. Taziye evinde yas kadar gözlemlediğim bir diğer şey de dayanışma, ve “her şeye rağmen ayaktayız” duygusuydu. Taziye evindeki görüşmelerimizi detaylı olarak ayrıca yazacağım. Bugün Cizre’de gördüğüm yıkımı sizle paylaşmak istiyorum.

Tuesday, October 13, 2015

Biz Ermeniyiz, siz kimsiniz?

Biz Ermeniyiz, siz kimsiniz?

Cizre’de devletin polisi Cizre halkına resmi araçlardan anons yapıyor:
“Ermeniler sizinle gurur duyuyor. Hepiniz Ermenisiniz, Ermenisiniz…”
Kendince Kürtlere hakaret ettiğini sanan bu zavallı polisler belli ki Kürtleri hiç tanımıyor. Oysa Kürtler son 10 yıldır Ermeni soykırımı ve yaşananlar konusunda ciddi sorgulamalar yapmış, bir soykırım yaşandığını kabul etmiş, yapılan bu soykırımın bir parçası olduğu için utanmış ve Ermenilerden defalarca af dilemiş bir toplum. Bırakın okumuşunu, şehirlisini, bugün hangi Kürt köyüne giderseniz gidin, Ermenilere yapılan vahşeti ve bu yaşananlardan dolayı üzüntüsünü anlatır. Yıllarca çalıştığım Tatvan köylerinde köylülerin çoğunluğu Ermenilere yapılan soykırımda atalarının da yer almasından öyle utanıyorlardı ki, Ermenilerden ne zaman konu açılsa “onlar o kadar güzelmişler ki, herkes hayran kalırmış…”, “onlar o kadar iyilermiş ki bütün yetimleri doyururlarmış”, “onlar o kadar yetenekliymiş ki en zor taşları bile incecik işlerlermiş”, “buralarda güzel ne varsa Ermenilerden kalmış…” gibi Ermenilerle ilgili olumlu her şeyi öne çıkararak, bire bin vurgu yaparak anlatırlardı.
Ancak Kürtlerde yaşanan bu dönüşümün, maalesef Türklerde ve Türkiye’nin Batısında yaşandığını söyleyemeyiz!

Korucular bu savaşın neresinde duracak?

Korucular bu savaşın neresinde duracak?

Bölgede Kürt halkına karşı devam eden savaş şu an daha çok asker ve polisler tarafından yürütülüyor. Henüz korucular bu savaşta taraf olmadılar. Ancak devletin korucuları bu savaşın içine çekmek istediği  açık. Nitekim 25 Ağustos tarihinde Başbakan Davutoğlu köy korucuları ile büyük bir toplantı yaptı. Toplantı sonucunda basına yansıyanlardan korucuların bugün ayda 1000 TL. olan maaşlarının arttırılacağını ve 10 bin civarında yeni korucu kadrosu tahsis edileceğini anlıyoruz.
Devletin korucuları bu savaşın içine çekme ısrarı sadece yandaş silahlı güçlerini arttırma ısrarından kaynaklı değil.

Wednesday, October 7, 2015

Cemile, 10 yaşında, ölü, bir buzlukta…

Cemile, 10 yaşında, ölü, bir buzlukta…

Cizre’de 3 gündür devam eden sokağa çıkma yasağının bilançosu korkunç. Şuan için 5’i çocuk  7 vatandaş devlet güçlerince katledilmiş durumda. 4 Eylülden beri Cizre’ye girmeye çalışan HDP milletvekillerinin çabalarını özgür medyadan izleme olanağımız oldu. Barikatları aşamayan milletvekilleri yürüyerek ilçeye ulaşmaya çalıştılar. Uzun uğraşlardan sonra ilçeye girebilen HDP milletvekilleri elektriğin ve suyun olmadığını, kamu kurumlarının kapalı olduğunu, yaralıların hastaneye götürülemediğini, Cizre devlet hastanesinin boşaltılmış olduğunu, yoğun bakımdaki hastaların öylece bırakıldığını, eczane ve fırınların dahi ilçede kapatıldığını, Kaymakamlık binasının asker polis üssüne dönüştürüldüğünü, Kaymakamın yerinde olmadığını belirttiler.

Suriyeli Aylan’ın katili biraz da bizleriz!

Suriyeli Aylan’ın katili biraz da bizleriz!

Bodrum’dan Yunanistan’ın Kos adasına gitmek üzere yola çıkan ve içinde 22 göçmeni taşıyan iki botun batması üzerine 11 kişi hayatını kaybetti, 5 kişi halen kayıp. Hayatını kaybedenlerin bir kısmı çocuktu. Ölenlerden 3 yaşındaki Aylan’ın kıyıya vuran minik cansız bedeni hepimizin suratına tokat gibi çarptı!
3 Yaşındaki Aylan Kurdi ve 5 yaşındaki minik abisi Galip Kurdi bu feci kazada ölmeseler, resimleri böylesine evlerimize girmeseydi, muhtemelen birçok kişinin sokakta yüzüne iğrenerek baktığı, gözünü kaçırdığı ya da “dilenci bunlar” diyerek söyleneceği, kızacağı çocuklardı.

Monday, September 28, 2015

'Bilmiyorduk' diyerek geçmişin tanıklığından kaçtınız, bugün de kaçabilecek misiniz?

'Bilmiyorduk' diyerek geçmişin tanıklığından kaçtınız, bugün de kaçabilecek misiniz?

90’larda, birbirimize çooook uzak düştüğümüz o yıllarda, henüz ilk gençlik yıllarımın başında, birçok Kürt gibi ben de avuturdum kendimi. Batıdaki “kardeşlerimiz” neler yaşadığımızı bilmiyorlardı, bilselerdi kesin itiraz eder, bize yapılanlara izin vermezlerdi, sonuçta biz etle tırnaktık, birinin canı yansa elbet diğerinin de yanardı…
Bunun böyle olmadığı anlamam için çok uzun yılların geçmesi gerekmedi. Bilgi akışının hızlandığı 2000’lerde, Batı'daki “kardeşlerimiz” için bilseler de pek bir şey fark etmediğini, “bilmenin” bu ülkede ırkçılık ve milliyetçiliği azaltmadığını üzülerek gördük.

Kürtlerin onurları ile oynayan adamların Vali olduğu ülkede, Kürt sorunu bitmez!

Kürtlerin onurları ile oynayan adamların Vali olduğu ülkede, Kürt sorunu bitmez!

Ağrı Valisi Musa Işın bundan yaklaşık bir hafta önce, Diyadin’de özel timlerce katledilen 2 çocuk için “silahlarıyla birlikte ele geçirilen teröristler” açıklamasını yapmıştı. Valinin açıklamasının hemen sonrasında katledilenlerden birinin 15 yaşındaki Muhammed Aydemir, diğerinin de 16 yaşındaki Orhan Aslan olduğu, her 2 çocuğun da ekmek fırınında işçi olarak çalıştığı, çatışma seslerinden korktukları için odunluğa girdikleri ve odunlukta katledildikleri anlaşıldı. Katledildikten sonra da üstlerine gerilla kıyafeti giydirilmeye çalışılmıştı. Vali tabi ki ilinde yaşananları bizden iyi biliyordu, ama son 30 yıldır yapıldığı gibi halka yalan söylemekte bir sakınca görmüyordu, ne de olsa “terör ve bayrak” kelimeleri bu ülkede her türlü pisliği örtüyordu.
Valinin katledilen çocuklarla ilgili açıklamasının gerçek olmadığının hızlıca ortaya çıkarılmış olması belli ki Vali Beyi kesmemiş. 2 çocuğun katledilmesi ve halka söylediği yalana ilişkin tek bir özür veya üzüntü cümlesi sarf etmemiş olan Vali Bey, bugün yeni bir açıklama daha yapmış. Açıklamasında PKK’nin “Kürtlerin namusuna musallat olduğunu” söyledikten sonra, şöyle devam ediyor: 

Kürt çocuklar 'yuva'ya mı dönüyor?

Kürt çocuklar 'yuva'ya mı dönüyor?

Bu karanlık günlerde umut dolu bir gelişmeyi yazmak istedim.
Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi 2012-2013 eğitim öğretim yılından beri çift dilli bir kreş denemesi yapıyor.  Bu kreşin çocuklarda yarattığı olumlu etkiyi ve halktan gelen talebi görünce 2015 eğitim öğretim yılı için çok dilli eğitim verecek 2 büyük kreş hazırlığına başladı.

Monday, September 7, 2015

Bölgedeki kalaşnikof, helikopter, TOMA seslerinden seni duyamıyoruz 'kardeş'!

Bölgedeki kalaşnikof, helikopter, TOMA seslerinden seni duyamıyoruz 'kardeş'!

Erdoğan bu sefer de memleketi Rize’den kükremiş! Rize’den “Kürt kardeşlerine” sesleniyor. “Kürt kardeşlerim, gücünü terör örgütlerinden alanlarla mı yürüyeceksiniz?” diye soruyor. Cumhurbaşkanı Rize’deki Kürtlere mi, yoksa Metinerlere mi sesleniyor onu bilmiyorum ama bildiğim bir şey var ki biz onun sesini Bölgeden duymuyoruz!
Erdoğan “Kürt kardeşlerine” seslenirken, tam da o sıralarda özel timler Diyarbakır Sur ilçesinde insan avına çıkmıştı.

Friday, August 28, 2015

Yıllardır 'teröristler etkisiz hale getirildi' lafına kanıyorsan, sende bir sorun var kardeşim!

Yıllardır 'teröristler etkisiz hale getirildi' lafına kanıyorsan, sende bir sorun var kardeşim!

Son birkaç haftada 2000’e yakın insan gözaltına alındı, 200’den fazla insan tutuklandı, 100’e yakın insan öldürüldü ve dağ, taş, ormanlar yakılıyor! Ne uğruna?
Öylesine bir dönemden geçiyoruz ki, bu basit sorunun cevabını bile birçok insan kendisine dürüstlükle vermiyor. Açık açık tekrar soralım kendimize, tüm bunlar ne uğruna?
Bir zalim Başkan olmak istiyor, kendi başkanlığını ülkenin istikbali diye milyonlara yutturmaya çalışıyor. Ve Başkanlık için, çalıp çırptıklarının hesabını vermemek için, bir Bilal için nice canlar yakıyor!
Sadece son birkaç güne bakalım. Size “etkisiz hale getirildi” diyerek sunulan insanların aslında kim olduklarına:

Beyefendi nasıl bilirmiş bizi! Soğuk, hissiz, militan ve erkeksi!

Beyefendi nasıl bilirmiş bizi! Soğuk, hissiz, militan ve erkeksi!

Yeni Şafak yazarı Ergün Yıldırım, 9 Ağustos’ta kaleme aldığı yazısında Kürt hareketindeki politik kadınların birer dişi Jivago’ya dönerek, soğuk, hissiz, militan, devrimci ve erkeksi olduğunu söyleyerek, Kürt halkını “uyarıyor”:
“Geleneği, dini, namus anlayışını yok sayan ve hatta bunlarla mücadele etmeyi kendilerine misyon biçen militan kadınların hücumu, silahlarından çıkan kurşunlardan daha öldürücü. Çünkü Kürtlerin kadın ve aile sosyolojisini dağıtıyor. Kürt kızları okullarını, ailelerini ve evlerini reddetmeye çağrılıyorlar. Namusa inançları yok ediliyor. Çocuk doğurma ve eş olma küçümseniyor… Bir toplumun sosyolojisini yıkmanın yolu aile ve dolayısı ile onu üzerinde taşıyan anne rolünü çökertmekten geçer. Kürtler de şimdi PKK/HDP/KCK aracılığıyla bu akıbetle yüz yüze.”
Ergün Yıldırım için belli ki kadının toplumdaki rolü,  “toplumu ayakta tutan ailenin kutsal anne rolüyle” sınırlı. Öte yandan beyefendinin ne Kürt politik kadınları ne de Kürt halkını doğru düzgün tanımadığı da aşikâr!

Silopi'de katledilenler önemli değil, biri 'terör'dür, ama diğeri 'kamu düzeni'dir!

Silopi'de katledilenler önemli değil, biri 'terör'dür, ama diğeri 'kamu düzeni'dir!

Bu sabah yine bir katliam haberi ile uyanıyorum. Bu sefer polis Silopi’de halkı taramış. Ben bu satırları yazdığımda 3 kişi ölmüş, 15’in üzerinde de yaralı vardı. Katledilenlerden biri 13 yaşında bir çocuk. En az 6 evin yandığı söyleniyor. Silopi’de yaşayanlar caddelerde yürümenin imkânsız hale geldiğini, polislerin evlerin damlarına çıktığı belirtiliyor. Polis yaralıları taşıyan ambulansın lastiklerini bile tarıyor. Birçok mahallede çatışma var.
Sosyal medyada bir avuç insan Silopi’de yaşananları duyurmaya çalışırken, Türkiye’de ise medyanın çoğu ve “barış yanlısı” geçinip her gün televizyonlarda boy gösteren gazetecilerimiz, yazarlarımız, akademisyenlerimiz yine sus pus!

Thursday, August 20, 2015

Ezidiler: 73. Ferman’dan 1 yıl sonra

Ezidiler: 73. Ferman’dan 1 yıl sonra

Bundan tam 1 yıl önce, 3 Ağustos 2014’te, IŞİD saldırıları sonucu Şengal dağına kaçan Ezidiler birçoğumuzun hayatına dağdaki aç susuz görüntülerle girdiler. Mezopotamya’nın kadim halkı olan Ezidileri Mezopotamya’daki birçok halk gibi tanımıyorduk. 
HPG/YPG’nin açtığı koridor ile Şengal Dağı’ndaki ölümden kurtarılan yüz binlerce Ezidinin çoğunluğu Güney Kürdistan’ın Zaho, Duhok gibi şehirleri olmak üzere bir kısmı da Türkiye ve Rojava’nın da çeşitli yerlerine dağıldılar. Üzerinden koca bir yıl geçmesine rağmen 300 bin Ezidi halen evsiz, yurtsuz. Bugün itibarıyla Türkiye’deki kamplarda 15 bin civarında, Rojava’daki Newroz Kapında 15 bin civarında, Şengal Dağı’nda 12 bin civarında ve Güneyde Duhok ve Zaho’daki kamplar, inşaatlar ve misafirhanelerde yüzbinlerce Ezidi evlerine ve sevdiklerine kavuşacakları günü bekliyorlar. Ezidilerin içinden yüzlerle ifade edilebilecek çok azı kendi imkânları ve kaçak yollarla Avrupa’ya gidebildiler. Halen binin üzerinde Ezidi İstanbul’da, bir o kadarı da Yunanistan’da kaçak yollardan Avrupa’ya gitmek üzere beklemekteler.