Showing posts with label Dersim. Show all posts
Showing posts with label Dersim. Show all posts

Thursday, November 2, 2017

Zini’nin kemikleri

Zini’nin kemikleri


8 Ağustos 1938 sabahı. Sabahın erken saatlerinde askerler, o zaman Dersim sınırları içerisinde olan (bugün Erzincan sınırları içerisinde) Surbahan ve çevre köylere gelirler. 100 kadar Alevi erkeği, devrilen bir kamyonu kurtarma bahanesi ile toplarlar. Köylüler üç gün bir ahırda tutulurlar. Aralarında şehir esnafından kişiler olduğu gibi ortaokul öğrencileri, muhtarlar, çeşitli mesleklerden insanlar da vardır.  3 gün sonra 100’e yakın köylü iplerle birbirlerine bağlanırlar. Köylülerin yakınları, çoluk çocuk, kadın herkes bağrış çağrış feryat içindedirler.  
“Siz Kızılbaşsınız” denerek yürütülürler, ta ki Ovacık sınırında olan 3200 metredeki Zini Gediği’ne kadar. Burada kurşuna dizilirler. 3 kişi kaçabilir. İkisi yakalanır, başları taşla ezilir. 1 kişi ise kaçabilir ama bağırsakları dışarıdadır, bir müddet sonra ölür. Katledilen köylülerin cesetleri öylece bırakılır ortada. Yasak bölge olduğu için yıllarca kimse gidemez Zini Gediği’ne. 1950’li yılların başında ancak insanlar gidebilirler. Ve orada üst üste yığılmış kemikleri görürler.

Wednesday, September 6, 2017

Ercan Güneş’in ölümünü neden duymuyoruz?

Ercan Güneş’in ölümünü neden duymuyoruz?

Ercan Güneş Dersimli bir minibüs şoförü. Hani o köyler arası gidip gelen minibüslerden. Dersim Han köyü yakınlarında muhtemelen minibüsü ile giderken (muhtemelen diyorum çünkü olayın ayrıntıları haber sitelerinde yok), kobra helikopterinin bombardımanı sonucu ölüyor. Belki bir Ahmet Kaya türküsü vardı dudağında, belki bir Dersim manisi… Kim bilir! Hiçbir zaman bilemeceğiz. Belki de korkmuştu bombardıman seslerinden, biran önce evine ulaşmaktı derdi.
Bombalar dağlarımıza, taşlarımıza, ormanlarımıza, köylerimize düşüyor her gün. Ercan Güneş o dağlarımıza, taşlarımıza, köylerimize düşen bombalardan biriyle ölüveriyor. Öyle güzel bir Dersim günü, Temmuz ayı, Dersim’in en güzel ayında…

Monday, September 28, 2015

'Bilmiyorduk' diyerek geçmişin tanıklığından kaçtınız, bugün de kaçabilecek misiniz?

'Bilmiyorduk' diyerek geçmişin tanıklığından kaçtınız, bugün de kaçabilecek misiniz?

90’larda, birbirimize çooook uzak düştüğümüz o yıllarda, henüz ilk gençlik yıllarımın başında, birçok Kürt gibi ben de avuturdum kendimi. Batıdaki “kardeşlerimiz” neler yaşadığımızı bilmiyorlardı, bilselerdi kesin itiraz eder, bize yapılanlara izin vermezlerdi, sonuçta biz etle tırnaktık, birinin canı yansa elbet diğerinin de yanardı…
Bunun böyle olmadığı anlamam için çok uzun yılların geçmesi gerekmedi. Bilgi akışının hızlandığı 2000’lerde, Batı'daki “kardeşlerimiz” için bilseler de pek bir şey fark etmediğini, “bilmenin” bu ülkede ırkçılık ve milliyetçiliği azaltmadığını üzülerek gördük.