Turkiye'de Kürt Sorunu, insan hakları ve ilgili sorunlar - Kurdish Question,human rights and other questions in Turkey
Showing posts with label sokağa çıkma yasağı. Show all posts
Showing posts with label sokağa çıkma yasağı. Show all posts
Tuesday, September 11, 2018
Sur kimler için yükseliyor?
Sur kimler için yükseliyor?
Diyarbakır’da güzel bir bahar günü.
Aylardır Sur Melikahmet caddesinde hummalı bir çalışma devam ediyor. Geçen kış Sur’un ana Gazi caddesi üzerindeki dükkanlar ince bazalt kaplama, beyaz boya ve üst kısımları ahşap olacak şekilde kaplandı.
Ondan sonra sıra güzelim Çarşîya Şewitî’ye (Yanık Çarşı) geldi. Yüzlerce yıllık, rengarenk Çarşîya Şewitî kısa zamanda ruhsuz bir çarşıya dönüştürüldü.
Çarşının içerisinde bu ruhsuz “yenileme”ye karşı esnaflar arasında ciddi çatışmalar çıktı.
Küçük bir grup esnaf bu “yenileme”ye karşı direnebildi.
Monday, January 1, 2018
Korku ve özlem arasında Turabdin!
Korku ve özlem arasında Turabdin!
*As published in Ahvalnews on 19.12.2017
https://ahvalnews.com/tr/suryaniler/korku-ve-ozlem-arasinda-turabdin
Son 2 yıldır Bölgede devam eden savaşın Bölgenin kadim halklarından biri olan Süryanileri nasıl etkilediğine dair bilgi oldukça az.
Barış sürecinin etkisi ile binlerce Süryaninin anayurda dönme planları yaptıklarını, onlarca yıldır ıssızlık düşmüş köylerine geri dönüp, hiç değilse yaz aylarında gelip hasret gidermek için ev yaptırdıklarını biliyoruz.
2013-2014 hatta 2015’in ilk yarısına kadar Diyarbakır’a inen her uçakta en az birkaç kalabalık Süryani aile ile karşılaşmak mümkündü.
Friday, December 15, 2017
Sanki 2 yıl değil, bin yıl geçmiş gibi…
Sanki 2 yıl değil, bin yıl geçmiş gibi…
*As published in Ahvalnews
https://ahvalnews.com/tr/sur/sanki-2-yil-degil-bin-yil-gecmis-gibi
Dünyanın en uzun sokağa çıkma yasağı memleketimde devam ediyor.
Diyarbakır Sur’un 6 mahallesinde, 2 Aralık 2015 tarihinde başlayan 6. sokağa çıkma yasağı bugün ikinci yılını doldurdu.
Bu 6 mahalle 148 hektar üzerine kurulu Sur’un 75 hektarına, yani yarısına tekabül ediyordu.
Ağustos 2015’te başlayan ve ilk başta birkaç gün, bazen 1 hafta-10 gün gibi sürelerle devam eden yasaklar, Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi’nin öldürülmesinden sonra kalıcılaştı. 2 Aralık 2015 tarihinde yasak 6. kez ilan edildi. 9 gün sonra, 11 Aralık 2015’te, Sur’dan insanlar çıksın diye yasağa 17 saatlik bir mola verildi. Yasak o gün bugündür devam ediyor.
Yasakla birlikte bombardıman başladı. 2 Aralık 2015-10 Mart 2016 arası tam 100 gün Sur bombardıman altındaydı. Sur’da insanlar ölür, 7000 yıllık bir tarih yok olurken, Sur dışında da “bom, bom, bom”… sesleri arasında yaşam yarı-ölü bir şekilde devam etti. Onlarca insan öldü. Onlarca insan yaralandı.
Thursday, March 23, 2017
Xerabê Bava ve Talatê: Yıkık, yanık evler, parçalanmış cenazeler…
DTK, HDP ve BDP’den oluşan bir heyetle birlikte Xerabê Bava (Kuruköy) ve Talatê (Doğanlı) köylerine gidiyoruz. Meşe ağaçları ile dolu derin vadileri geçiyoruz. Muhteşem güzellikteki vadilerin arasında küçük köyler var. Sümerlerden kalan 5000 yıllık bu köylerin hemen hepsi tarihi yapılarla dolu. Köy evlerinin çoğu da yüzyıllar öncesinden kalmış taş evlerden oluşuyor. Derin vadiler arasında kıvrılarak giderken, yol üzerindeki trafik işaretlerinin üzerine büyük harflerle yazılmış olan JÖH yazıları bizi karşımızdaki muhteşem güzellikten uyandırıyor.
İzmir’de Kürt illerindeki yıkımı, Sur’u, Tahir Elçi’yi konuşmak
Uluslararası Af Örgütü'nün organizasyonunda İzmir’de Kürt illerindeki yıkım, Sur ve Tahir Elçi’yi konuştuk. Doğrusu İzmir’in beni şaşırttığını söylemeliyim. Beklemediğim kadar kalabalık bir dinleyici kitlesi toplanmıştı. Bölgede yaşananları yakından takip eden böylesine bir kitleyi görmek beni hem sevindirdi hem de geleceğe yönelik umutlandırdı.
Tahir Elçi’den önce, Tahir Elçi’den sonra…
Af Örgütü Türkiye ofisinden araştırmacı Andrew Gardner, Af Örgütü'nün Suriçi’nde yaptığı araştırmanın sonuçlarından bahsetti. Yaklaşık 40 bin kişinin göç ettiği tahmin edilen raporda, Sur’dan göç etmek zorunda kalan ailelerle görüşmelere de yer verilmiş. Gardner, ailelere ne zaman göç ettikleri sorulduğunda verilen cevabın “Tahir Elçiden önce” ya da “Tahir Elçiden sonra…” diye olduğunu belirtiyor. Tahir Elçi’nin gidişi belli ki Surlular ve Diyarbakırlılar için bir milada dönüşmüş durumda. Sur’dan bir kadının dediği gibi:
“O gitti, tufan oldu.”
Monday, March 6, 2017
Devlet Xerabê’den ne istiyor?
Devlet Xerabê’den ne istiyor?
Nusaybin’in Xerabê Bava'da (Kuruköy) köyünden 9 gündür haber alınamıyor. Sokağa çıkma yasağı ilan edilen köyden medyaya düşen iddialar ise korkunç. Yine sosyal medyada “askerlerin Xerabê köyünde çektiği fotoğraflar” diye dolaşan fotoğraflar oldukça vahim. Fotoğraflarda işkence edilmiş cenazeler ve başlarında kurt işareti yapan askerler kıyafetli kişiler görünüyor.
Bunlar Xerabê köyünün ilk çektikleri değil. Yazar Zülküf Kışanak “Yitik Köyler” isimli kitabında[1] 1990’larda birkaç kez yakılan Xerabê köyünün hikâyesini şöyle anlatır:
Şırnaklılar: "Kendi evimizin hırsızı olduk"
Şırnak’ta HDP milletvekili Aycan İrmez ile birlikte aileleri ziyaret ediyoruz. 8 ay devam eden sokağa çıkma yasağı boyunca şehri terk etmeyen, Şırnak’ta kalan bir ailenin evine gidiyoruz. Daha önce 3 bin civarında nüfusu olan mahallede yasak sırasında çoğunluğu yaşlılardan oluşan 30 civarında kişi kalmış. Ziyaret ettiğimiz aile ise 3-4 yaşlarındaki 2 küçük çocuğu ile birlikte evlerini terk etmemiş. “Şehrimizi bırakmak istemedik, gidip çadırda kalmak istemedik” diye anlatıyorlar nedenini.
Evin bir yanı komple yıkılmış. Mutfak da gelen havan mermileriyle yıkılmış. Sağlam bir odada kalıyorlar şimdi. Doğrusu ev sahibi kadın ziyaretimizden pek memnun değil, çekiniyor. Özellikle partiden biri geldikten sonra polislerin evlere gidip rahatsız ettiğini söylüyor. Ama bir yandan anlatmak istiyor:
Wednesday, February 15, 2017
Halep'in, Filistin'in çocuklarıyla birlikte keşke Sur'daki çocukları da görseniz
Halep'in, Filistin'in çocuklarıyla birlikte keşke Sur'daki çocukları da görseniz
Geçen hafta sokağa çıkma yasağı ve çatışmalar sırasında Sur’dan çıkarılan sivillerin görüntüleri yayınlandı.
Videoların birinde pembe paltolu kız çocuğu görüyoruz, serçe tedirginliğinde. “Üzerindekini çıkar” diyor megafondaki ses:
-Çıkardım.
-Üzerindeki hırkanı kaldır yavaşça, karnını göreyim.
-Sadece karnını göster bana, karnını.
-Evet sırtını da.
-Evet indir kazağını, yerden kabını al, ellerini kaldır, evet, yavaş yavaş yaklaş.
-Yaklaşıyorum, geleyim mi?
-Evet, orada dur. Bırak kabanını. Pantolonunu çek yukarıya, bacaklarını göreyim bacaklarını.
-Tamam. Pantolonum çıkmıyor. Polis amca, pantolonum yukarı çıkmıyor…
Bu şekilde devam ediyor görüntüler.
Şırnak: Bir kent hafızadan silinmeye çalışılıyor
Sokağa çıkma yasağından önce nüfusu 64-65 bin civarında olan Şırnak’ın şuan nüfusu 30-35 bin civarında. Şırnaklıların yüzde 40-50’si henüz memleketlerine dönememişler. Bunun nedeni ciddi bir barınma sorunu olması. İnsanların dönebilecekleri bir evleri yok, kiralanabilecek bir ev de yok!
Dönen ailelerin çoğu başka ailelerin yanına ya da daha önce kömürlük olarak kullanılan bodrumlara yerleşmiş durumdalar.
Tuesday, February 7, 2017
Şırnak, Türkiye Cumhuriyeti’nin 81 ilinden biri midir?
Şırnak, Türkiye Cumhuriyeti’nin 81 ilinden biri midir?
1 ay sonra yeniden Şırnak için yollardayım.
Nusaybin’den itibaren kontroller başlıyor. Nusaybin girişindeki kontrol noktasındaki beton bariyerler Türk bayrağına boyanmış.
Önce halen ciddi sayıda Şırnaklının kaldığı Kumçatı beldesine uğruyorum. Kumçatı beldesi, belde ve köylerine sığınan Şırnaklıların çadırlarının yıkılması ile gündeme gelmişti. Tam o dönem ziyaret etmiştim beldeyi. Bugün artık çadır tek tük görünüyor. İnsanlar dayanışmayla tek göz de olsa ufak evler inşa etmeye yönelmişler. Birçok aile köylerdeki yakınlarının yanında kalıyor. Köylere uğrayıp birkaç aile ile görüşüyoruz. Ezidiler geldiği dönem oluşturulan kampta ise 28-30 civarında aile var. Geçen ay kampın halini yazmıştım.[1] Kapı, pencere, hatta çatının bile olmadığı bu kampta bu aileler kışı geçirmekteler.
Kumçatı’dan sonra Şırnak’a geçiyoruz. Aslında bu “geçmek” yazdığım gibi pek de kolay olmuyor.
Şırnak girişinde daha önce yazan “Şırnak Türkiye Cumhuriyeti’nin 81 ilinden biridir” yazısı bu sefer yok. Onun yerine “Şırnak bir Türk ilidir” yazıyor. Bakalım bundan sonra ne gelecek… Yorumu size bırakıyorum.
Friday, January 13, 2017
“Evimi ben yıkarım!”
Cizre’de dolaşıyoruz. Sokağa çıkma yasağı sırasında duvarlara yazılan yazıların üstü boyanmış. Cizreliler henüz birkaç gün önce boyanmaya başladığını söylüyorlar. İç sokaklarda, evlerin bahçe içlerine, avlulara yazılan yazılar ise halen duruyorlar.
Cudi mahallesinde bir eve geçiyoruz. Mihmandarım sık sık “Bu mahalle 90’larda Kürt serhildanlarının başladığı yer” diyor. Bu vurguyu sık sık yapmasından, bunu kendisine sürekli hatırlatmaya ihtiyacı olduğunu hissediyorum.
Evler dışarıdan biraz toparlanmış görünse de, içleri halen harap halde. Bahçeli bir eve geçiyoruz. Güler yüzlü, babacan, orta yaşlı bir bey karşılıyor bizi. Mehmet Beyin Meya-der üyesi olduğunu öğreniyorum. Kendi oğlu da öldürülen Mehmet Bey, uzun süredir Cizre’de cenazelerini bulamayan aileler için koşturuyor.
Hacer’in saçının bir telinde Cizre
Hacer’in saçının bir telinde Cizre
1 ay sonra yeniden Cizre’deyim. Yasak kalktığından beri ayda bir Cizre’ye gidiyorum. Aslında sokağa çıkma yasağı birçok yerde olduğu gibi Cizre’de de kısmen kalkmış durumda. Gece yasak devam ediyor.
Cizre’ye 2 ayrı kontrol noktasından giriyorum. Cizre genel olarak sakin görünüyor. Kentteki dükkanların yarısı halen kapalı.
Sabah saatleri olmasına rağmen sürekli panzerler geçiyor. Yanımdaki Cizreli arkadaşım nehir kenarındaki parkta yaya yolundan bile panzerlerin geçtiğini söylüyor. “Maksat taciz etmek” diye ekliyor.
Tuesday, January 3, 2017
Sayın Valim sayenizde mutluyuz, sağ olun!
Şırnak Valiliğinin web sayfasında bir basın duyurusu. Duyuru 6 Kasım Pazar günü yayınlanmış. Duyurunun ilk 3 paragrafında şunlar yazıyor:
“İlimizde Bölücü Terör Örgütü mensuplarının etkisiz hale getirilmesi ve patlayıcılarla tuzaklanmış barikat ve çukurların bertaraf edilmesi ve vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğinin sağlanması için uygulamaya koyduğumuz sokağa çıkma yasağı 14.11.2016 gününden itibaren her gün sabah saat 05.00 ile akşam saat 22.00 arasında kaldırılacaktır.
Şırnak’ta "her şey dahil" yıkım
Şırnak’ta "her şey dahil" yıkım
Şırnaklı mihmandarımızla Şırnak’ın etrafına, köylerine ve Cudi eteklerine dağılmış olan çadırdaki aileleri ziyarete devam ediyoruz. Yollarda bol kamyon var. Bu kamyonlar hala yıkımı devam eden Şırnak’ın molozlarını taşıdıkları gibi, aynı zamanda yıkılan evlerden çıkarılan eşyaları da taşıyorlar. Mihmandarım geçen her kamyona acı ve öfkeyle bakıyor.
Mihmandarım da evi yıkılan Şırnaklılardan. 3-4 mahalle dışında Şırnak’ın kalmadığını söylüyor. Geçen hafta kaçak olarak 4 çocuğu ile evine gittiğini, evinde hiçbir şey kalmadığını, 3 klimasının bile sökülüp alındığını anlatıyor. Onları gören özel timler sokağa çıkma yasağını deldikleri için 1250 TL. para cezası kesmişler. 6-7 saat de emniyette tutulduktan sonra, polisler kendisini ve çocuklarını, onlar gibi evlerine kaçak girmeye çalışan başka ailelerle birlikte otobüse doldurarak Şırnak dışına bırakmışlar.
Topraklarından sökülmemek için çadırda direnenlerin kenti: Şırnak
Topraklarından sökülmemek için çadırda direnenlerin kenti: Şırnak
Şırnak yolundayız. Cizre Şırnak arası birçok kontrol noktasında bariyerlerin yanı sıra beton bloklar da var. Dicle çamurlu bir şekilde yaşanan her şeye isyan edercesine akıyor.
Şırnak’ta bugün sokağa çıkma yasağının 227. günü. Şehre giremediğimiz için Kumçatı beldesine yöneliyoruz.
Kasrik boğazından geçiyoruz. Yollardan siyah ve beyaz Ford Rangerler geçiyor. Yollarda bol bol kamyon da görüyoruz. Bunlar yıkılan Şırnak’ın yıkıntılarını taşıyor. Yol üstlerinde, derme çatma ev yapmaya çalışan Şırnaklıları var.
Tuesday, December 20, 2016
Şırnaklılar nereye gitsin?
Şırnaklılar nereye gitsin?
Biz hayatlarımıza öyle ya da böyle bir şekilde devam ederken, bugün tam 223 gündür Şırnak’ta hayat durmuş durumda. 14 Mart’ta başlayan sokağa çıkma yasağı 3 Haziran’da operasyonların bitmesine rağmen aylardır devam ediyor. Nitekim Şırnak’taki yıkımın büyük bölümü de operasyonlar bittikten sonra başlıyor.
Sosyal medyaya düşen Şırnak resimlerine bakıyorum, hatırlamaya çalışıyorum Şırnak’ın caddelerini. Her gittiğimde oturduğum Pepule çay bahçesi, akşam karanlığından sonra Şırnak’ı, Cudi’yi, Gabar’ı izlediğim Cumhuriyet Meydanı. Meydanlar bile yok artık, Şırnak dümdüz görünüyor.
Karanlık
Karanlık
Bir Diyarbakır gecesi daha. Bahçede karanlıkta oturmuş gelip geçen sesleri dinliyorum. Birkaç ambulans, jetler, arada bir patlama sesleri. Patlama sesleri havai fişek sesi mi başka bir şey mi ayırt etmeye çalışıyorum. Düğün yapıp her gece havai fişek patlatanlara küfrediyorum. Düğün yapıyorsanız yapın tabii de en azından havai fişeksiz olsun.
Şehrin her tarafında polis noktaları var artık. Evden büroya gitmek artık 10 dakika sürmüyor. Askeri lojman ve kurumlar, emniyet, valilik gibi kurumların etrafları tamamen kapatıldığı için aylardır şehirde trafik darmaduman. Şimdi yazarken fark ettim de aylar değil, artık bir yılı doldurduk.
Sahi neredeydik 1 yıl önce.
Friday, November 18, 2016
"Sabah akşam bu camdan bakıyorum, neredesin Halil?.."
Nusaybin’in ünlü Musa Anter parkındayız. Bir zamanlar tüm Nusaybinlilerin toplandığı, Nusaybinli gençlerin gece yarılarına kadar oturup sohbet ettikleri parktan eser kalmamış. Parktaki 16 yıllık 6000 ağaç bile bombalanmış, kökleri kalmış. Parkın hemen arkasında tellerle çevrilmiş yasaklı Nusaybin var.
Kapatma gözlerini, Nusaybin yanık yıkık!
Kapatma gözlerini, Nusaybin yanık yıkık!
Evin avlusuna giriyoruz. O sırada 2 küçük kız çocuğu ellerinde 2 leğen sokaktan geliyorlar. Leğenlerde çöpten toplanmış küflü ekmekler var. Evin avlusu hurda dolu.
Bizi evin tek odasına alıyorlar. Yerde ince bir kilim, bir minder, bir tane de tahta beşik var. Odanın damı yok, tavan muşamba ile kapatılmış.
Bizi gören anne hemen ağlamaya başlıyor. Kadının kucağında bir bebek, yanında 2-3 yaşında bir erkek çocuk ve 2 kız çocuğu daha var. Kadın hem ağlıyor, hem anlatmaya çalışıyor: “Her sabah gidiyorlardı hurda toplamaya. O gün dedi ki anne bayram geliyor, gidip hurda toplayıp kendime elbise alacağım. Dilan’la birlikte gittiler hurdaya. Hemen tellerin oraya. Sarı yumurta şeklinde bir şey bulmuşlar, demir sanmışlar, sonra fırlatmış onu Zilanım…”
Tellerin arkasındaki Nusaybin!
Tellerin arkasındaki Nusaybin!
1,5 yıl öncesiydi. Ezidi kampları için yardım organizasyonlarında gönüllü çalışıyordum. Bu nedenle gelmiştim Nusaybin’e. O zaman tanışmıştım Nusaybin Belediyesi Eş Başkanı Sara Kaya ile. Her gün sınırdan, Rojava’dan cenazelerin geldiği dönemlerdi. Sara Hanım sürekli sınırdan cenaze karşılıyordu. “Hep yastayız” demişti bana. Nusaybin Rojava’yı yalnız bırakmıyor, Nusaybin’den Rojava’ya gıda desteği gidiyordu kamyonlarla. O gün bu çalışkan kadın beni fazlasıyla etkilemişti. Tüm yaşadıklarına rağmen güçlü duruşu, çevresine verdiği destek ve umut… Ayrılırken daha iyi günlerde görüşmek umuduyla ayrılmıştık.
Daha iyi günleri göremedik.
Subscribe to:
Posts (Atom)
