Turkiye'de Kürt Sorunu, insan hakları ve ilgili sorunlar - Kurdish Question,human rights and other questions in Turkey
Showing posts with label yıkım. Show all posts
Showing posts with label yıkım. Show all posts
Monday, October 22, 2018
'AKP'li müteahhit bir gün yapıyor, ertesi gün yıkıyor'
'AKP'li müteahhit bir gün yapıyor, ertesi gün yıkıyor'
Diyarbakır demek Sur demektir. Sur Diyarbakırlılar için sadece şehrin merkezi değil anıların da merkezidir, bir nevi Diyarbakırlıların kalbidir.
7000 yıllık bu “kalp” son 2,5 yıldır pervazsızca yıkılıyor. Sokağa çıkma yasağının 2,5 yıldır devam ettiği 6 mahalle dümdüz edilmiş durumda. Yasağın olmadığı Alipaşa ve Lalebey mahalleleri ise “kentsel dönüşüm” adı altında yıkıldı.
Sur Platformu son 1 yıldır, pek çok kurum ve kişinin sessizliğe gömüldüğü bir dönemde, Sur’daki yıkımı duyurmak, durdurmak için mücadele veriyor. Surluların sesine ses katıyor.
Saturday, January 13, 2018
Yeni bir yıla girerken memleketimde yasak, yıkım, öfke, sessizlik; sessizliğin içinde ise direniş var…
“Yeni yıldı ama şehir tam bir sessizliğe gömülmüştü. Sadece bazı kafe ve kahveler açıktı. Bombardıman devam ediyordu. Hasırlıdaki evimiz yıkılmıştı. Yeni bir ev bulamamıştık henüz. Annemler teyzemlere gittiler, orada yatıp kalkıyorlardı. Ben utanıyordum, o nedenle gitmek istemiyordum. Sokakta dolanıyordum arkadaşlarımla, onlar da benim gibiydi, bizler Sur mağduru evsizlerdik. Şehirde ‘Sur mağduru’ diyorlardı bize. Bir kahveye giriyorduk, bir kenarda biraz uyuyorduk, orası kapanınca başka bir kahveye gidiyorduk, öyle öyle sabahı ediyorduk…”
Bu sözler Sur’un hala yasaklı olan mahallesi Hasırlı’da eskiden yaşayan bir gence ait, Ahmet’e. Ben Ahmet’i çatışmalardan kısa bir süre önce tanışmıştım, bugün artık olmayan Hasırlı Aile Çay Bahçesinde… Ahmet ve daha binlerce Surlu 2 yıl önce yeni bir yıla böyle girmişti. Şehrin geri kalanı da bir şey yapamamanın utancı ile içine gömülmüştü. Yeni yıl gecesi şehrin sessizliğini bomba sesleri bozuyordu. İnsan hakları derneğinin bir odasında Sur’da yerde cenazesi olan aileler açlık grevine başlamıştı. Kar yağıyordu, kar o yıl Surlulara acımamıştı…
Friday, December 15, 2017
Sanki 2 yıl değil, bin yıl geçmiş gibi…
Sanki 2 yıl değil, bin yıl geçmiş gibi…
*As published in Ahvalnews
https://ahvalnews.com/tr/sur/sanki-2-yil-degil-bin-yil-gecmis-gibi
Dünyanın en uzun sokağa çıkma yasağı memleketimde devam ediyor.
Diyarbakır Sur’un 6 mahallesinde, 2 Aralık 2015 tarihinde başlayan 6. sokağa çıkma yasağı bugün ikinci yılını doldurdu.
Bu 6 mahalle 148 hektar üzerine kurulu Sur’un 75 hektarına, yani yarısına tekabül ediyordu.
Ağustos 2015’te başlayan ve ilk başta birkaç gün, bazen 1 hafta-10 gün gibi sürelerle devam eden yasaklar, Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi’nin öldürülmesinden sonra kalıcılaştı. 2 Aralık 2015 tarihinde yasak 6. kez ilan edildi. 9 gün sonra, 11 Aralık 2015’te, Sur’dan insanlar çıksın diye yasağa 17 saatlik bir mola verildi. Yasak o gün bugündür devam ediyor.
Yasakla birlikte bombardıman başladı. 2 Aralık 2015-10 Mart 2016 arası tam 100 gün Sur bombardıman altındaydı. Sur’da insanlar ölür, 7000 yıllık bir tarih yok olurken, Sur dışında da “bom, bom, bom”… sesleri arasında yaşam yarı-ölü bir şekilde devam etti. Onlarca insan öldü. Onlarca insan yaralandı.
Tuesday, December 12, 2017
Yıkıntılar arasında
Kaç yıldır artık yıkıntılar arasında yaşıyoruz bilmiyorum. Geçenlerde bir arkadaşım Sur’da bir yerden geçerken “burada eskiden şöyle bir ev vardı, hatırlıyor musun?” diye sordu. Dehşet içinde fark ettim ki hatırlamıyorum. Sanki uzun yıllardır bu yıkıntılar var, uzun yıllardır yıkıntılar arasında yaşıyormuşuz gibi…
Yine öyle hüzünlü bir Diyarbakır günü. Kayyımın her 10 metreye astığı “Her şey Diyarbakır için”, “İsteyince oluyor”, “Diyarbakır’a hizmet etmekten onur duyuyoruz”, “Daha güzel bir Diyarbakır için çalışmalarımız devam ediyor”, “İşimiz gücümüz Diyarbakır”… pankartları arasında Sur’a giriyorum. Önce yıkımın geldiği boyutu net görebilmek için yüksek bir binanın çatısına çıkıyorum. Karşımda yasağın hala devam ettiği, artık dümdüz bir arazi olan Xançepek (Gavur Mahallesi) var. Dört Ayaklı Minarenin arkasından itibaren bomboş bir arazi ve bu arazinin içine yeni yapılan saçma sapan beton birkaç ev. Öfke ve sızı her yanımı kaplıyor. Hemen sağda üstü Türk bayrakları ile kaplı, girmenin hala yasak olduğu Keçi Burcu görünüyor. Sadece 2 yıl önce Keçi Burcunun üzerinde kahve içtiğimizi düşünüyorum. Burcun çıkıntılarından Hevsel’e bakmak çocuklarımın en büyük keyiflerinden biriydi… Sızım ve öfkem artıyor.
Thursday, November 16, 2017
Sur’da sonbahar
Uzun bir yazdan sonra sonunda sonbahar geldi. Yapraklar yavaş yavaş dökülmeye başladı. Sur’un ana caddesi Gazi Caddesi hareketli. Cadde girişindeki polis kontrol noktaları ve Sur’a açılan tarihi kapılardaki barikat ve kontrol noktaları artık hayatımızın bir parçası. Bazen bunlardan önceki hayatı, 2 yıl öncesini hatırlamak için zihnimi zorlarken buluyorum kendimi…
Neredeyse her öğlen yaptığım gibi, bu öğlen de barikatların ve eli kalaşnikoflu polislerin arasından, Tek Kapı’dan geçerek giriyorum Sur’a. Aydın Büfe'de bir sandviçten sonra Sur içlerine doğru yürümeye başlıyorum. Yeni düzenlenen ve gösterişli bir park yapılan İçkale tarafına ayaklarım gitmiyor. Sur’un bildiğim, eski sokaklarına dalıyorum. Kilimci Hasan ustayı görüyorum. Kürsüyü uzatıyor, kırmıyorum, çaylar geliyor. Birkaç esnaf daha toplaşıyor. Gündem Güney'deki referandum. Türkiye’nin tavrı Kürtleri bir kez daha öfkelendirmiş görünüyor. “Gerekirse gider Güney için de savaşırız” diyor usta. Gözünden bir gölge geçiyor. Muhtemelen Rojava’da kaybettiği yeğeni aklına düşmüş olmalı diye düşünüyorum. Başka bir esnaf; "Kimse Kürtlere bağımsızlığı altın tepsiyle sunmuyor, her şey şehitlerimizin kanıyla oluyor, Kürtlere söz söyleme hakları yok" diye ekliyor.
Friday, September 15, 2017
“Ulan devlet, mahalleyi de götürdün ya!”
Çok sıcak bir gün. Akşam 6 gibi Suriçi’nin muhtarlarının bir kısmı ile buluşuyoruz. Mahallelerdeki ihtiyaçlara ilişkin kısa bir toplantıdan sonra yıkımın devam ettiği Alipaşa ve Lalebey mahallelerine doğru yol alıyoruz. Çocuklar dar, bazalt taşlı küçelerde oynuyorlar. Kadınlar bir nebze olsun serinlemek için kapı önlerini suluyorlar.
Ramazan ayından sonra Alipaşa’da yıkım hızlanmış. Mahallenin bazı bölgeleri tamamen dümdüz artık. Yıkık alanın içinde ayakta kalan bir ev görüyoruz. Avlusunda yaşlı bir adam oturuyor. Tek başına, yıkıntının ortasında ne yaptığını soruyorum. Ailesinin şehrin başka bir bölgesine gittiğini, ama kendisinin burayı bırakmak istemediğini, o nedenle tek kaldığını belirtiyor.
Labels:
Alipaşa,
kentsel dönüşüm,
Sur,
turkce,
yıkım
Wednesday, August 30, 2017
Kayyım-kıyım-yıkım
Kayyım-kıyım-yıkım
Her gün kayyımların yaptığı yeni bir vukuat medyaya yansıyor. Geçen hafta Mülkiye’den sevgili hocam Baskın Oran bu vukuatların ufak bir kısmını sıralamıştı.[1]Baskın Hoca’nın sıralamasına birkaç tane de ben ekleyeyim:
Kayyımlar hemen hemen her ilde Kürt belediyeler tarafından kurulmuş kadın politikaları müdürlükleri ve kadın merkezlerini kapattılar. Van’da Alo Şiddet Hattı bile kapatıldı. “Kadından otobüs şoförü olmaz” denilerek kadın otobüs şoförlerinin işlerine son verildi. Bu konuda daha önce detaylı olarak “Kayyım Kadından Ne İster” diye yazmıştım.[2] Belli ki kayyımlar Kürt belediyelerinin geliştirdiği kadın-erkek eşitlikçi yaklaşıma karşılar. Yine bölgede ismi değiştirilen parklar, sokaklar, kapatılan tiyatrolar, kültür merkezleri kayyım deyince ilk aklıma gelenler.
Friday, August 25, 2017
“Devlet gölge etmesin, başka bir şey istemiyoruz”
Tıklım tıklım haldeki Suriçi’nin Gazi Caddesi’nde ilerlerken, bir yandan da Kürtlerin hayatı ne kadar hızlı toparladığını düşünüyorum. Hep yıksalar da Kürtler bıkıp usanmadan yaşamı her seferinde yeniden kuruyorlar. Uzun yıllar çalıştığım boşaltılmış ve yakılmış köylerde hayranlık duyduğum noktalardan biriydi bu. Ne olursa olsun toprağına dönmeye çalışmak, yıkılan evini, hatta bazen tekrar yıkılabileceğini bile bile yeniden kurmaya çalışmak, her yıl evin yeni bir odasını özenle yapmak…
Caddede ilerlerken kalabalığın içinde eli kalaşnikoflu özel timler de yürüyorlar. Kalabalıktan dolayı onlardan birine çarpıyorum hafifçe. İrkiliyorum. Ama irkilenin sadece ben olduğumu anlıyorum. Eli kalaşnikoflu adamlar buralarda artık günlük hayatın olağan bir parçası.
Yoksullukla direniş arasında: Alipaşa
Sıcak bir gün. Arkadaşım Yüksel Genç ile birlikte yıkımın başladığı Alipaşa’ya gidiyoruz. Alipaşa ve Lalebey mahalleri 2009 yılında kentsel dönüşüm projesi kapsamına alındı. Bu projeye dayanarak 2012 yılında Alipaşa’daki evlerde yıkım başladı. Mahallelinin tepkisi nedeniyle, Belediye projeden desteğini çekince yıkım da durduruldu.
Şimdi, 5 yıl sonra, mahallede yıkım tekrar başladı. Alipaşa mahallesi proje çerçevesinde 2 etaba ayrılmış durumda. Şuan birinci etap, yani 2012’de yıkımın yarıda bırakıldığı alan yıkılıyor. İkinci etabın ne zaman yıkılacağını ise mahalleliler de bizler de bilmiyoruz. Bu konuda ilgili kurumlar tarafından mahalleli aydınlatılmış değil. Görüştüğümüz bir mahalle sakini şöyle söylüyor:
Wednesday, August 23, 2017
Bu kent kimin? Alipaşa kimin? Sur kimin?
Bu
kent kimin? Alipaşa kimin? Sur kimin?
Çocukluğum
Diyarbakır’ın varoş semtlerinden birinde, Şehitlik mahallesinde geçti. Annemler
uzun yıllar oturdukları Alipaşa’dan 70’lerin başında ayrılıp Şehitlik’e
taşınmışlar. Yaşadığım mahalle ile Alipaşa arasından tarihi Surlar geçerdi.
Annemin yakınları, komşuları, arkadaşları Alipaşa’da kaldığı için, annemle
onları ziyaret etmek için sık sık Urfa Kapı’dan geçip Alipaşa’ya giderdik.
Alipaşa’ya gitmek bana
büyülü bir şey gibi gelirdi. Çünkü Alipaşa’daki yaşam, Sur dışındaki yaşamdan
farklıydı. Bazalt taşından yapılmış dar küçeleri benim için doğal oyun
alanıydı. En güzel saklambaçlar Alipaşa’da oynanır, beştaş oynamak için en
güzel taşlar Alipaşa’da bulunurdu. Herkes birbirini tanırdı. Dayanışma,
komşuluk ilişkileri çok güçlüydü. Ekmekler beraber yapılır, yemek komşularla
yenir, düğünler mahalle aralarında davul zurnayla gerçekleşirdi. Kadınlar
sabahları ilk iş avluları ve kapı önlerini yıkar, kilimler serilir, kahvaltılar
birlikte bu kilimlerin üzerinde yapılırdı. Kimiz zaman biz de annemle
yetişirdik bu kahvaltılara.
Tuesday, August 15, 2017
Alipaşa ve Lalebey yıkılıyor: “Sanki biri ölmüş gibi”
Alipaşa Diyarbakır’ın üzerine şarkılar, türküler, şiirler yazılmış en eski mahallerinden biri. 2010 yılında Büyükşehir Belediyesi, Sur Belediyesi ve Bakanlık arasında yapılan protokol ile Suriçi’nin bu tarihi bölgesi kentsel dönüşüm kapsamına alındı. Sonradan Alipaşalıların boşaltmaya karşı direnişi ile geri adım atıldı ve kentsel dönüşüm projesi durduruldu. O dönem mahalledeki yapıların bir kısmı boşaltıldı ve yıkıma terk edildi. Bu boşaltılan yapılar kimi zaman mahalle için de tehlike arz etti.
Sokağa çıkma yasakları sırasında Sur’un bir kısmının yıkılmasıyla birlikte, 21 Mart 2016’da Suriçi’nin yüzde 82’si çıkarılan bir Bakanlar Kurulu kararı ile kamulaştırıldı. Bu karara karşı Danıştay’a başvurulmasına rağmen kamulaştırma itirazları kabul edilmedi.
Sunday, April 23, 2017
“Büyük Savaşı” yaşayanların “EVET” demeleri mümkün mü?
Diyarbakır’da şehrin her tarafını “evet” pankartları ile kaplamışlar. Çeşit çeşit bu “evet”ler:
“Alnımız Ak, Başımız Dik, Dik Duruşlar İçin EVET.”
“Milli Birlik ve Kardeşlik İçin Evet.”
“Kararımız Net, Oyumuz Evet.”
“İstikbalimiz İçin Evet.”
“Barış İçin ve Daha İyi Bir Toplumda Yaşamak İçin Evet.”
Tuesday, January 3, 2017
Şırnak’ta "her şey dahil" yıkım
Şırnak’ta "her şey dahil" yıkım
Şırnaklı mihmandarımızla Şırnak’ın etrafına, köylerine ve Cudi eteklerine dağılmış olan çadırdaki aileleri ziyarete devam ediyoruz. Yollarda bol kamyon var. Bu kamyonlar hala yıkımı devam eden Şırnak’ın molozlarını taşıdıkları gibi, aynı zamanda yıkılan evlerden çıkarılan eşyaları da taşıyorlar. Mihmandarım geçen her kamyona acı ve öfkeyle bakıyor.
Mihmandarım da evi yıkılan Şırnaklılardan. 3-4 mahalle dışında Şırnak’ın kalmadığını söylüyor. Geçen hafta kaçak olarak 4 çocuğu ile evine gittiğini, evinde hiçbir şey kalmadığını, 3 klimasının bile sökülüp alındığını anlatıyor. Onları gören özel timler sokağa çıkma yasağını deldikleri için 1250 TL. para cezası kesmişler. 6-7 saat de emniyette tutulduktan sonra, polisler kendisini ve çocuklarını, onlar gibi evlerine kaçak girmeye çalışan başka ailelerle birlikte otobüse doldurarak Şırnak dışına bırakmışlar.
Tuesday, December 20, 2016
Şırnaklılar nereye gitsin?
Şırnaklılar nereye gitsin?
Biz hayatlarımıza öyle ya da böyle bir şekilde devam ederken, bugün tam 223 gündür Şırnak’ta hayat durmuş durumda. 14 Mart’ta başlayan sokağa çıkma yasağı 3 Haziran’da operasyonların bitmesine rağmen aylardır devam ediyor. Nitekim Şırnak’taki yıkımın büyük bölümü de operasyonlar bittikten sonra başlıyor.
Sosyal medyaya düşen Şırnak resimlerine bakıyorum, hatırlamaya çalışıyorum Şırnak’ın caddelerini. Her gittiğimde oturduğum Pepule çay bahçesi, akşam karanlığından sonra Şırnak’ı, Cudi’yi, Gabar’ı izlediğim Cumhuriyet Meydanı. Meydanlar bile yok artık, Şırnak dümdüz görünüyor.
Wednesday, August 10, 2016
Koca bir kent, Yüksekova yıkıldı, farkında mısınız?
Koca bir kent, Yüksekova yıkıldı, farkında mısınız?
Yüksekova (Gever) 78 gün süren sokağa çıkma yasağının ardından bir harabeye dönmüş durumda. İlçe yerle bir edilmiş. En az 5000 evin artık oturulacak durumda olmadığı söyleniyor, bu minimum 20.000 insanın evsiz kalması demek. Görüştüğüm Yüksekovalılar taş üstünde taş kalmadığını, Yüksekova’nın geri dönülmeyecek şekilde tahrip edildiğini belirtiyorlar.
Telefonla görüştüğüm HDP Hakkâri milletvekili Selma Irmak da bu görüşü teyit ediyor:
“Özellikle su tesisatları hedeflenmiş. Mahallelerin topyekûn elektrik tesisatları çökertilmiş. İnsanlar buraya geri dönemesin, tekrar Yüksekova’ya yerleşemesin, bu hedeflenmiş. Zorunlu göçü hedefleyerek yıkıp yakmışlar.”
Subscribe to:
Posts (Atom)