Showing posts with label PKK. Show all posts
Showing posts with label PKK. Show all posts

Monday, October 22, 2018

“We have nothing against Kurds, just the PKK”


“We have nothing against Kurds, just the PKK”


“I don’t have a problem with Kurdish people; I have a problem with the PKK.”

As Kurds, we hear this sentence all the time. The form of the sentence changes depending on the flavour of the day. After the Turkish offensive in Afrin, the sentence turned into:

Kurd: 3,000 people were killed in Afrin.

Turk: But they were all PKK.

Kurd: All 3,000 people?

Tuesday, December 12, 2017

Ben bu yazıyı yazacağım, muhtemelen siz okuduğunuzda inanmayacaksınız

Ben bu yazıyı yazacağım, muhtemelen siz okuduğunuzda inanmayacaksınız


“Ölüm acı, ama sevdiğinin cenazesinin verilmemesi daha acı. Yüzüne karşı alaycı bir şekilde cenazenin kurda kuşa yem edildiğinin söylenmesi ise, bu acının tarifi yok. Oğlum 93 doğumluydu. Askerliğini de yapmıştı. Askerden sonra dağa gitti. Bu yıl 5 Mayıs’ta oğlumun çatışmada öldürüldüğü haberini aldık. Televizyonlarda çıkmış ölüm haberi. Çukurca’da öldürülmüş. İnternete girdik, sosyal medyada, güvenlik güçleri tarafından kullanıldığı söylenen “kanlıkule” isimli twitter hesabından oğlumuzun parçalanmış cenazesinin resminin paylaşıldığını gördük.
Resimde özel timler ayakları ile basmışlardı oğlumuzun cenazesine. Taziyemizi kurduk. 20 gün sonra eşimle birlikte Hakkari’ye gittik. İlgili komutanla görüştük. ‘Cenazemizi almaya geldik’ dedik. ‘Cenazeniz yok, dereye attık’ dedi.  Dedim ki ‘Bak paşam, çocuğumu niye öldürdün demiyorum sana. Kirli bir savaşın içindeyiz hepimiz. Ama cenazemi bana vermekle mükellefsin. Çocuğum idamla yargılanmış olsaydı bile, mahkemesi bitmiştir artık. Benim ana baba olarak çocuğumu gömme hakkım var. Siz araziye gidip alamıyorsanız, ben gidip alayım çocuğumun cenazesini’ dedim. Hatta ‘gideyim tüm analar adına tüm cenazeleri alayım’ dedim. ‘Geçen hafta öldürdüklerimizi kediler köpekler yiyor alanda’ dedi. ‘Senin çocuğun var mı?’ diye sordum. ‘Bak ben çocuğumu kendim dağa yollamadım. Çocuğum dağa sizin yüzünüzden gitti.  Burası bir hukuk devleti ise benim çocuğumu gömme hakkım var. Dünya tarihi boyunca herkes gider, savaştan sonra cenazesini alır ve çocuğunu gömer.” Dedi ki ‘cenazeyi vereyim de 2000 kişi cenaze törenin de mi yürüsün?’ ‘
Oğlumu sessiz sedasız gömeceğim. Annesi bir parça kemik istiyor paşam. Bunu bize yapma’ dedim. ‘Yok, cenaze yok, dereye attık’ dedi. ‘Bak paşam sana yalvarıyorum, elini ayağını öpeyim, bize bu acıyı yaşatma’ dedim. ‘

Friday, October 14, 2016

Aren’t we going to question “why did these 1552 people die”?

Aren’t we going to question  “why did these 1552 people die”?

The Diyarbakır Branch of Human Rights Association (İHD) has just released a new report, publishing the results of the last year war between the Turkish government and the PKK (Kurdistan Workers’ Party).

According to İHD’s report, between 24 July 2015-24 July 2016, 1552 people died during the war. 422 of these people were security forces (soldiers, police, village guards), 622 of them were PKK militants. 320 of these people were civilians. 75 of the civilians were children.

34 civilians lost their life due to PKK bombings. The majority of the remaining civilians (286 people) were killed by state security forces. A number of these 286 people died because of not reaching health services due to curfew.

440 deaths were extrajudicial killings.

Sunday, July 31, 2016

Kürt sorununa İsveç’ten bakış

 
İsveç Sol Parti’nin davetlisi olarak 1 haftadır İsveç’teyim. Sur Belediyesi Başkan Yardımcısı Naşide Buluttekin, SAMER’den Yüksel Genç ve Kadın Akademisinden Mekiye Ormancı ile birlikte İsveç’in 7 farklı şehrinde düzenlenen panellerle Bölgede yaşananları  İsveçlilerle ve İsveç’te yaşayan Kürtlerle paylaşıyoruz.

Monday, February 22, 2016

Devlet Kürdün sadece dirisi değil, ölüsüyle de savaşıyor!


Devlet Kürdün sadece dirisi değil, ölüsüyle de savaşıyor!

“… gözleri çıkarılan, kulağı olmayan, burnu kesilen cenazeler yıkadım. Hem de yakın zamanda. Cinsel organı olmayan cenazeler gördüm. Eğer gerçekten bir İslam âlemi varsa, gelip ne yaşadığımızı görsünler. Bir insanın burnunun olmaması normal bir şey midir? Bir insanın cinsel organının olmaması normal bir şey midir? Bunu yapanlar Müslüman olabilir mi?”
Bu sözler Mardin ve civarında iyi tanınan ve civardaki gerilla cenazelerini yıkayan din adamlarından biri, Kürtlerin deyimi ile “mele” Fahri Doğan’a ait. Gazeteci Müjgan Halis geçen ay Nokta Dergisi için “Güneydoğu’da Gassal Olmak” isimli, çok kıymetli, herkesin okumasını şiddetle tavsiye ettiğim bir çalışma yaptı. Bu haber-röportajda bölgeye gelen gerilla ve sivil cenazelerinin durumu anlatılıyor.[1]

Monday, September 28, 2015

Kürtlerin onurları ile oynayan adamların Vali olduğu ülkede, Kürt sorunu bitmez!

Kürtlerin onurları ile oynayan adamların Vali olduğu ülkede, Kürt sorunu bitmez!

Ağrı Valisi Musa Işın bundan yaklaşık bir hafta önce, Diyadin’de özel timlerce katledilen 2 çocuk için “silahlarıyla birlikte ele geçirilen teröristler” açıklamasını yapmıştı. Valinin açıklamasının hemen sonrasında katledilenlerden birinin 15 yaşındaki Muhammed Aydemir, diğerinin de 16 yaşındaki Orhan Aslan olduğu, her 2 çocuğun da ekmek fırınında işçi olarak çalıştığı, çatışma seslerinden korktukları için odunluğa girdikleri ve odunlukta katledildikleri anlaşıldı. Katledildikten sonra da üstlerine gerilla kıyafeti giydirilmeye çalışılmıştı. Vali tabi ki ilinde yaşananları bizden iyi biliyordu, ama son 30 yıldır yapıldığı gibi halka yalan söylemekte bir sakınca görmüyordu, ne de olsa “terör ve bayrak” kelimeleri bu ülkede her türlü pisliği örtüyordu.
Valinin katledilen çocuklarla ilgili açıklamasının gerçek olmadığının hızlıca ortaya çıkarılmış olması belli ki Vali Beyi kesmemiş. 2 çocuğun katledilmesi ve halka söylediği yalana ilişkin tek bir özür veya üzüntü cümlesi sarf etmemiş olan Vali Bey, bugün yeni bir açıklama daha yapmış. Açıklamasında PKK’nin “Kürtlerin namusuna musallat olduğunu” söyledikten sonra, şöyle devam ediyor: 

Friday, August 28, 2015

Beyefendi nasıl bilirmiş bizi! Soğuk, hissiz, militan ve erkeksi!

Beyefendi nasıl bilirmiş bizi! Soğuk, hissiz, militan ve erkeksi!

Yeni Şafak yazarı Ergün Yıldırım, 9 Ağustos’ta kaleme aldığı yazısında Kürt hareketindeki politik kadınların birer dişi Jivago’ya dönerek, soğuk, hissiz, militan, devrimci ve erkeksi olduğunu söyleyerek, Kürt halkını “uyarıyor”:
“Geleneği, dini, namus anlayışını yok sayan ve hatta bunlarla mücadele etmeyi kendilerine misyon biçen militan kadınların hücumu, silahlarından çıkan kurşunlardan daha öldürücü. Çünkü Kürtlerin kadın ve aile sosyolojisini dağıtıyor. Kürt kızları okullarını, ailelerini ve evlerini reddetmeye çağrılıyorlar. Namusa inançları yok ediliyor. Çocuk doğurma ve eş olma küçümseniyor… Bir toplumun sosyolojisini yıkmanın yolu aile ve dolayısı ile onu üzerinde taşıyan anne rolünü çökertmekten geçer. Kürtler de şimdi PKK/HDP/KCK aracılığıyla bu akıbetle yüz yüze.”
Ergün Yıldırım için belli ki kadının toplumdaki rolü,  “toplumu ayakta tutan ailenin kutsal anne rolüyle” sınırlı. Öte yandan beyefendinin ne Kürt politik kadınları ne de Kürt halkını doğru düzgün tanımadığı da aşikâr!

Thursday, August 20, 2015

Diyarbakır sokaklarında 'barış' seslerinin yanı sıra öfke kol geziyor!


Diyarbakır sokaklarında 'barış' seslerinin yanı sıra öfke kol geziyor!

Diyarbakır bir geceyi daha gaz kokusuyla geçirdi. Günlerdir devam eden gaz kokusuna sürekli kalkan jetlerin sesleri eşlik ediyor. TOMA’ların durduğu sokaklara genel olarak sessizlik hâkim. Bu sefer yüzlerde sadece acı ve hüzün yok, büyük bir öfke de var. Bir kez daha bu devlete güvenmiş olmanın ve bir kez daha hayal kırıklığına uğramış olmanın öfkesi bu…

Barışa sahip çıkalım! Hemen, şimdi!

Barışa sahip çıkalım! Hemen, şimdi!

Geçici hükümet, geçiciliğine aldırmaksızın, 7 Haziran’da ortaya çıkan iradeyi yok sayarak, ülkeyi korkunç bir savaşa sürüklüyor. Her gün ölüm haberleri alıyoruz. Bu ölümleri durdurmak için aklıselim davranacaklarına, ağızlarından köpükler saçarak savaş naraları atıyorlar.
32 gencecik insanı katleden IŞİD’e karşı başlatıldığı söylenen savaş, bir yıldır IŞİD’e karşı en büyük mücadeleyi veren PKK’ye yönelmiş durumda. Uzun süredir ellerinde oyaladıkları, sık sık beyanlarında ağırlığından şikâyet ettikleri çözüm sürecini bitirdiler.

Tuesday, May 5, 2015

Bir gün Amed’de buluşalım!

Bir gün Amed’de buluşalım!

Türkiye’deki PKK kamplarındaki yaşamı anlatan Bakur filminin İstanbul Film Festivalinde gösteriminin Kültür Bakanlığı tarafından sansürlendiği günlerde, ben de dağdaki gerillaların yaşamlarından kesitler sunan bir kitabı okuyordum.
Dağa baktığımızda hepimiz farklı şeyler görüyoruz. Peki ya dağdan buraya bakıldığında ne görünüyor? Bunu çoğumuz bilmiyoruz.

Monday, April 13, 2015

Duyduklarınıza pek inanmayın, burası Şırnak!

Duyduklarınıza pek inanmayın, burası Şırnak!

Uzun bir aradan sonra tekrar Şırnak’tayım. Son yıllarda sık gittiğim Şırnak’a her gidişimde yollardaki tank ve TOMA sayısının arttığını görüyorum. Nitekim 3 ayrı kontrol noktasından geçtikten sonra şehre girebiliyoruz.
Her zamanki gibi ilk durağım Şırnak’ın en sevdiğim yerlerinden biri olan Pepule Çay Bahçesi. Çay Bahçesindeki oklar hala dağları ve yakılan köyleri işaret ediyor… Belli ki barış rüzgarı Şırnak’ta henüz esmiyor!

Saturday, January 10, 2015

PKK’nin silahsızlanması neyi çözer?

PKK’nin silahsızlanması neyi çözer?

Hafta sonu Heinrich Böll Stiftung, İsmail Beşikçi Vakfı, DİSA ve Açık Toplum Vakfı işbirliği ile İstanbul ve ardından Diyarbakır’da düzenlenen “Savaştan Barışa, Çatışmadan Çözüme” Konferansında barış süreci silahsızlanma, kadın perspektifi, üçüncü tarafların rolleri, dünya deneyimleri gibi farklı boyutlarıyla tartışıldı.
Benim modere ettiğim “Müzakere Süreçlerinde Silahsızlanma” konulu panelde gelen soru ve yorumlardan Kürdistan’ın gündeminde gerillanın silah bırakmasının olmadığı rahatlıkla anlaşılıyordu. Diyarbakır’daki konferans katılımcılarının çoğu PKK’nin silahsızlanmasının zamanının henüz gelmediğini düşünüyordu.

Sunday, April 20, 2014

Tabelaları Dağları İşaret Eden Şehir: Şırnak

Tabelaları Dağları İşaret Eden Şehir: Şırnak

Yıllar sonra tekrar Şırnak’tayım. Şırnak’a yaklaştıkça doğa tarif edilemez bir güzelliğe dönüşüyor. Şehrin girişindeki kontrol noktalarını geçtikten sonra bir kartal yuvası gibi tepeye dikilmiş Şırnak bizi karşılıyor. Bu aşîr kent, Mir Bedirxan’ların, Mem û Zin’in kenti geçmişine tezat oldukça yoksul görünmekte.
Şehrin girişindeki tabelada Türkçe ve Kürtçe “Nuh’un şehrine Hoş geldiniz” yazıyor. Her yer polis, her yer asker, her yer panzer Şırnak’ta. Şehir merkezine bakan tepeye yerleştirilen, şehrin her tarafından görülen  koca Türk bayrağı ile Şırnak işgal altında bir kent görünümü vermekte.