Showing posts with label Türkiye. Show all posts
Showing posts with label Türkiye. Show all posts

Monday, October 22, 2018

Ölüm döşeğindeki hasta tutsakların 28 Şubatçılar kadar değeri yok


Ölüm döşeğindeki hasta tutsakların 28 Şubatçılar kadar değeri yok



AKP dönemin tarihe hapishane ve tutuklu sayılarındaki artışla da geçiyor. İnsan Hakları Deneği Merkezi Hapishaneler Komisyonu’nun hazırladığı “Mahpusların Diliyle Türkiye Hapishanelerinde Hak İhlalleri Raporu”na göre; 15 Kasım 2017 itibariyle Türkiye’de toplamda 384 ceza infaz kurumunda 228.993 mahpus bulunmakta.

Bu hapishanelerin kapasitesi 207.279 olduğu için yaklaşık 20.000 mahpus yerde yatıyor. Bu arada AKP iktidara geldiğinde mahpus sayısının 59.429 olduğunu da buraya ekleyelim.

Wednesday, September 6, 2017

Türkiye’de gazeteci olmak zor; Kürt gazeteci olmak çok daha zor

Türkiye gazeteciler için (gerçek gazeteciler için tabii ki) koca bir hapishaneye dönüşmüş durumda. 150’den fazla gazeteci cezaevinde. İnan Kızılkaya, Ahmet Şık, Murat Sabuncu, Kadri Gürsel, Ahmet Altan, Turhan Günay, Zehra Doğan, Meltem Oktay, Tunca Öğreten, Mahir Kanaat, Ömer Çelik, Nedim Türfent, Nazlı Ilıcak, Deniz Yücel… İlk aklıma gelenler. Gün geçmiyor ki bir gazeteci gözaltına alınmasın. Birçok gazeteci ise yurtdışına çıkmak zorunda kaldı. Türkiye’de gazeteci olmak gerçekten zor.  Kürt gazeteci olmak ise çok ama çok zor.
Kürt gazeteci iseniz “potansiyel terörist” gözüyle bakılırsınız. Bir haber takibindeyken her an gözaltına alınmanız, kör bir kurşuna hedef olmanız muhtemeldir. Çatışmaların arttığı dönemlerde, çatışmalara paralel olarak Bölgede gazetecilere yönelik baskı ve şiddet de artar. Nitekim sokağa çıkma yasaklarının yoğun yaşandığı dönemlerde yaralanan, hedef gözetilerek vurulan, başına silah dayanan, işkenceye maruz kalan gazeteciler oldu. Bölgede onlarca gazeteci gözaltına alındı, onlarcası aylardır cezaevinde. Ve bu gazeteciler çoğu zaman medyada ufak bir haber bile olmuyorlar.

Tuesday, May 16, 2017

Türkiye’de Ezidiler ne durumdalar?

3 ağustos 2014’te IŞİD’in Şengal’e saldırması sonucu yüz binlerce Ezidi evlerini yuvalarını terk etmek zorunda kaldılar. On binlerce Ezidi sınırı geçerek Türkiye’ye geldi. Bu Ezidiler için Bölgedeki belediyeler olağanüstü bir çaba ile kamplar kurdular. Silopi’den, Şırnak’a, Diyarbakır’a, Batman’a, Siirt’e kadar geniş bir alanda bu kamplar kuruldu. Zor bir dönemdi. Kampları oturtmak hiç de kolay olmadı. Belediyelerin, sivil toplum örgütlerinin, gönüllülerin çabasıyla kamplarda okullar kuruldu, sosyal faaliyetler başladı, kadınlar için üretim atölyeleri oluşturuldu, sağlık merkezleri kuruldu, psikolojik destek verildi, kamplarda kadın merkezleri oluşturuldu. O dönem bu kamplarda çalışan gönüllülerden biri olarak süreci yakından takip edebildim.

Sunday, April 23, 2017

Kıyamet benzeri bu tablo, uzakta değil, senin ülkende!

Kıyamet benzeri bu tablo, uzakta değil, senin ülkende!

“25 Şubat'ta ailem savcıya çağrıldı. Savcı, ablamın bedeni olarak bize üç küçük kömürleşmiş parça verdi.”(rapor sf.8)
Bu sözler 2016 Ocak ayında Cizre’de öldürülen bir kadının erkek kardeşi tarafından BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği'ne (BMİHYK) verilen bir beyanat.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nin geçen hafta basına açıkladığı “Türkiye’nin Güneydoğusunda İnsan Hakları Durumu Raporu” buna benzer beyanatlar, uydu görüntüleri analizleri, resmi kayıtlar, belgeler, tanıklarla yapılan görüşmeler, fotoğraflar, ses kayıtları… gibi birçok bilgiye dayanarak hazırlanmış. BM’den gelen bu ses geç bir ses ama kıymetli bir ses. Rapor neler söylüyor kısaca bakalım:

İsveç’ten Türkiye’ye bakmak

Uluslararası Sol Forum’un Kürt Forumu ile birlikte organize ettiği bir panel için Stockholm’deyim. Stockholm’de soğuk bir hava var.   Panele ilgi büyük.
Türkiye’nin içerideki korkunçluğu dışarıya olduğu gibi yansıyor. “Eskiden yazları Datça’ya giderdim, artık gitmiyorum, hem korkuyorum hem de açıkçası bu zalim devlete para kazandırmak istemiyorum” diyenler, “Türkiye’de işkence ne boyutta?” diye soranlar, “Kürt illerinin yıkık halini gördüğüm günden beri uyuyamıyorum” , “Bu devlete hakkım helal değil” diyerek iç dökenler…

Wednesday, June 15, 2016

Barış için sesimizi daha güçlü çıkarmaktan ve bir araya gelmekten başka şansımız yok!

Londra’da sıradan bir gün. Sokaklar cıvıl cıvıl, parklar dolu, insanlar sevdikleriyle keyifli vakit geçirmekteler.
Türkiye’de sıradan bir gün: Devam eden sokağa çıkma yasakları, patlayan bombalar, sokağa çıkmaya korkulan şehirler, dört bir yandan gelen ölüm haberleri…

Türkiye - AB Anlaşması bir fırsata dönüşebilir mi?

Hertie School of Governance tarafından düzenlenen AB- Türkiye Mülteci anlaşması konulu toplantı için Berlin’deyiz.
Hertie School of Governence adına toplantının açılışını yapan araştırmacı Dilek Kurban toplantının amacını AB-Türkiye mülteci görüşmelerine eleştirel bir açıdan müdahil olmak ve bu süreçte devletler dışında diğer seslerin de duyulmasını sağlamak olarak belirtiyor.

Thursday, June 2, 2016

Varsın bizi balıklar yesin!

“Bu topraklarda bu şekilde öleceğimize varsın bizi balıklar yesin!”
Bu sözler Diyarbakır Ezidi kampında kalan bir kadına ait.  Ezidiler, Ege ve Akdeniz’deki tüm ölümlere rağmen halen Avrupa’ya gitmekte ısrarcılar.
Tam da Türkiye Avrupa Birliği (AB) arasında göçmen pazarlığının tartışıldığı bugünlerde, İŞİD saldırıları sonucu Türkiye’ye gelen Ezidilerin durumuna bakalım.

Monday, April 13, 2015

Duyduklarınıza pek inanmayın, burası Şırnak!

Duyduklarınıza pek inanmayın, burası Şırnak!

Uzun bir aradan sonra tekrar Şırnak’tayım. Son yıllarda sık gittiğim Şırnak’a her gidişimde yollardaki tank ve TOMA sayısının arttığını görüyorum. Nitekim 3 ayrı kontrol noktasından geçtikten sonra şehre girebiliyoruz.
Her zamanki gibi ilk durağım Şırnak’ın en sevdiğim yerlerinden biri olan Pepule Çay Bahçesi. Çay Bahçesindeki oklar hala dağları ve yakılan köyleri işaret ediyor… Belli ki barış rüzgarı Şırnak’ta henüz esmiyor!

Sunday, March 22, 2015

Asuri-Süryanilerin çığlığını duyalım!

Asuri-Süryanilerin çığlığını duyalım!

Günlerdir yanı başımızda Asuri-Süryaniler katlediliyor ve Türkiye’de birkaç medya kuruluşu dışında katliam dile bile gelmiyor. Ana akım medya her zamanki gibi kör, sağır ve dilsiz. Türkiye hükümetinden de ne bir tepki ne bir kınama var.
Her gün her saat Asuri-Süryanilerden telefon alıyorum. IŞİD’in elindeki Asuri-Süryanilerin rakamları her saat artıyor. Sabah uyandığımda 250’lerde olan sayı, ben size bu satırları yazdığım sırada 274’ü bulmuştu.

Monday, March 2, 2015

'3 IŞİD'li birden tecavüz ediyordu, beni mahkemeye çıkarın anlatayım ki dünya utansın!'

'3 IŞİD'li birden tecavüz ediyordu, beni mahkemeye çıkarın anlatayım ki dünya utansın!'

Soğuk, çok soğuk bir akşam, 11 Ocak Pazar akşamı ulaştım Musul yakınındaki Baadre köyüne. Baadre en büyük Ezidi köylerinden biri. Köyün hemen arkasında da 20 bin kişilik bir Ezidi kampı var.  İŞİD saldırılarının başlamasıyla 1700 hanelik köy boşalıyor. Son iki aydır geri dönüşler var. Boş evlere Şengalli aileler yerleştirilmiş durumda. İŞİD’in (DAİŞ) elinden kurtulan bazı kadınlar da bu köydeler. Benim Baadre’ye gidiş amacım bu kadınlara ulaşmak…
Ezidilerin Miri, Mir Amer bizi evinde konuk ediyor. Akşam karanlığında Mir Amer ile birlikte boş evlere yerleştirilen ailelerden birinin yanına gidiyoruz.

Wednesday, October 1, 2014

Ezidiler: 74. Ferman; Bizi sadece IŞİD değil, komşularımız katletti

Ezidiler: 74. Ferman; Bizi sadece IŞİD değil, komşularımız katletti

Irak Kürdistan’ına ilk kez araçla geçeceğim. Sınıra çok rahat ulaşıyoruz, hiç trafik yok. Yanımdaki arkadaşım İŞİD saldırılarından önce burada uzun tır ve kamyon kuyrukları olduğunu ve kapıda en az 4-5 saat bekletildiklerini söylüyor.
Sınırdaki tek kadınım. Burada olmamı garipseyen bakışları üzerimde hissediyorum. İşlemlerimizi hızla yaparak, arabamla sınırın Türkiye tarafını geçiyorum. Irak Kürdistan’ına geçtiğim anda sınırda ve güvenlikte çalışan birçok kadını görmek beni rahatlatıyor. Kadın güvenlik görevlileri de benim gibi Amed’den kendi arabasıyla gelmiş bir Kürt kadını görmekten memnun olarak işlemlerimi hızlandırıyorlar. Beni bekleyen Asayiş Müdürünün yanına geçiyorum.

Sunday, April 6, 2014

Leyla’ya dokunmayın! Çekin pis ellerinizi!

Leyla’ya dokunmayın! Çekin pis ellerinizi!


Leyla Suriye’den gelmişti. Küçük çocukları, kayınvalidesi ve kocası ile Diyarbakır’a gelen birçok Suriyeli gibi Suriçi’nde eski bir Diyarbakır evinin avlusunu mesken tutmuşlardı. Leyla hakkında tek bildiğimiz bu. Sonrası karanlık.

Geçen ay Suriçi’nde top oynayan küçük çocuklar buldular Leyla’nın cesedini. “Maktulün vücudunda birçok travma ve darbenin yanı sıra  37 bıçak darbesi bulundu” yazıyordu otopsi kağıdında. İsmi bile bilinmiyordu. Tek bilinen bir müddettir ailesi ile bu taş avluda yaşamaya çalıştıklarıydı. Çocuklar, eş, kayınvalide…  hiç kimse yoktu ortalarda. Leyla’nın kocası cinayetin baş zanlısı olarak geçecekti kayıtlara.