Wednesday, December 17, 2014

Nenemin şarkısı

Nenemin şarkısı

Nenem Ayşe Teyfur geçen ay 104 yaşında öldü.
Bir asırdan fazla süren ömründe nenemle iletişimimiz oldukça sınırlı oldu, daha doğrusu olamadı. Hatta nenemi fazla tanıdığım bile söylenemez.  Çünkü onunla konuşamıyordum. Nenem Türkçe, bense Kürtçe bilmiyordum.
Çocukken yılda sadece 1 haftalığına gittiğimiz köyde, şehirden gelenler olarak el üstünde tutulurduk. Bu bir haftalık ziyaretimiz sırasında nenem, dedem ve tüm köy bizleri mutlu etmek için çeşitli yöntemler denerdi. Ben en çok ata ve eşeğe binmeyi severdim. Attan ya da eşekten düşmeyeyim diye yanıma verilen birilerinin eşliğinde, her gün su getirmeye ben de köyün kızları ile giderdim. Nenemle o zamanlar ilişkimiz, sürekli girdiğimiz Dicle’nin suyundan, bağdan, bahçeden, hayvanlardan arta kalan vakitlerimde koşarak geldiğim evde, acıktığımda “nan” yani ekmek, yemek deyişimdi.

TÜRKİYE ARTIK BİR GÖÇLER ÜLKESİ

“TÜRKİYE ARTIK BİR GÖÇLER ÜLKESİ”: NURCAN BAYSAL’LA
SAVAŞ MAĞDURU GÖÇMENLER ÜZERİNE SÖYLEŞİ

Söyleşi: Esra Aşan, Zeynep Kutluata

Feminist Yaklaşımlar,Sayı 24, Ekim 2014, İstanbul

Suriye iç savaşının yarattığı yıkım ve tahribat Türkiye’deki yaşamın da önemli bir parçası. Çünkü savaştan kaçan yüzbinlerce Suriyelinin yaşadığı ülkelerden biri de Türkiye. Devletin resmi kampları, Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı illerde belediyelerin açtığı kamplar Suriyeli, Şengalli, Kobaneli savaş mağdurlarına tesis edildi. Kamplarda kalamayan insanlar ise Türkiye’nin pek çok iline dağılmış durumda. Savaşın neden olduğu tahribat, psikolojik yıkım ve yoksulluk karşısında geliştirilen dayanışmanın güçlenmesi ve sürdürülebilirliği göçmenlerin hayatlarına devam edebilmeleri için oldukça önemli bir yerde duruyor. Araştırmacı, yazar Nurcan Baysal, göçmenler üzerindeki savaşın etkilerini hafifletmek için mücadele eden aktivistlerden biri. Ağırlıklı olarak Diyarbakır ve Urfa’daki belediyenin açtığı kamplarda çalışma yürüten Nurcan Baysal ile Türkiye’deki Ezidi ve Kobanêli göçmenlerin durumu, yaşam koşulları üzerine bir söyleşi yaptık. Bu söyleşide Nurcan Baysal, savaş mağdurlarının yaşamlarına devam edebilmeleri için toplumsal dayanışmanın gerekliliğinin altını çiziyor ve Türkiye’de sivil toplumun ve resmi kurumların geliştirdiği politikaları eleştirel bir gözle değerlendiriyor.

Monday, December 15, 2014

Çocuk Hakları mı dediniz?


Çocuk Hakları mı dediniz?

Bugün 17 Kasım 2014, bu puslu Amed gününde ben Kürt çocuklarla ilgili bir yazı yazmaya çalışırken, büromun penceresinden dışarıda top oynayan çocuklar takılıyor gözüme. Yan binanın bahçesinde top oynayan 5-7 yaşlarındaki çocuklar, her gol attıklarında “Biji Apo” diye haykırıyorlar.

Wednesday, December 10, 2014

From the Book THAT DAY: The “Wise People” come to Kavar

From the Book THAT DAY:

 The “Wise People” come to Kavar 

Today is the fifteenth of May 2013.  I set out from Tavan to Çorsin just before noon.  Today we have important guests.  I get to Çorsin just after the Wise People Committee is about to arrive at the villages.  Clearly the Wise People are not the only ones to arrive, for I can see several vehicles from the Office of the Prime Minister as well.  It is not easy to find space for these vehicles in a place as small as Çorsin.  The women of Kavar greet the Wise People with pictures of their dead children.  They do not put these pictures down throughout the two hours of the meeting.  The Committee is taken to the house of mourning where the meeting will be held and seated at the chairs and tables hung with cloths of yellow, green and red.  I quietly find a place to perch at the side and begin watching.  Quite a number of people have been stuffed into a room of one hundred-square meters.   Women sit on one side and men on the other, with several people from the Prime Ministry wandering around in the center.  The Committee Head briefly explains the goals of their visit and then various residents of Kavar describe what they experienced THAT DAY.  How Çorsin was burned down on the twenty-eighth of December 1993, who it was that gave the order, what all happened to the people of the village THAT NIGHT, all of it is described in detail.  As the man from the Prime Ministry runs his video camera over the faces of the people of Kavar I am once again awed by the villagers’ bravery.

            Then THAT woman begins to speak.  Sometimes she speaks Turkish, sometimes Kurdish.  It is obvious that she speaks Turkish well, but like my mother, when she begins to weep and moan she slips into Kurdish.  She speaks of THAT DAY: 

Friday, December 5, 2014

Yazidis: “Kurds have protected us; if we are going to die, we will die together”

Yazidis: “Kurds have protected us; if we are going to die, we will die together”

“We are waiting for our fate”

We wake up to a hot day. Fall has not arrived to Silopi as of yet. With its unpaved roads and non-working trucks left on the sides of the roads, Silopi seems to me more poor than usual. Before going to the camp of the Yazidis, we pay a visit to the Municipality. Mayor Seyfettin Aydemir and Co-Mayor Emine Esmer welcome us at the Silopi Municipality.

Emine Esmer begins talking, “The institutions that have come here have not shouldered the responsibility. The Yazidis have been staying here for one and a half months. We got them back here from the bus terminal. We first made them stay in disaster houses, and then we opened a camp. We created a new, living space for Yazidis on a land of 30 decares. But we do not know what we are going to do tomorrow, when the winter will begin. There should be a station at the border. There are 2.500 Yazidis in Silopi.” Half of those 2.500 Yazidis stay at the camp, while the other half are staying as guests at the houses of Silopi. People of Silopi, who live under poverty, have succored the Yazidis from the first day. They share everything they have with the Yazidis. The Municipality has launched a card system for those staying at the houses. With those cards distributed by the Municipality, they can buy dry food free of charge.

Yazidis are killed by saying “La İlahe İllallah"

Yazidis are killed by saying “La İlahe İllallah”[1]

Most of the Yazidis who came to Diyarbakır are staying as guests on property belonging to the Yenişehir Municipality, which is on the way to Mardin. The site is 10-15 kilometers away from the city center, and known among locals as the picnic site. A smaller group of Yazidis are staying in the Sümerpark site of the Diyarbakır Metropolitan Municipality at the city center.

We leave to visit the site. “Yazidi people who have come here because of the Şengal massacre are staying in our picnic location. Entrance is forbidden” is written on the yellow-red-green plate at the entrance of the site. Municipality officers say that as of today (September 4) there are 2.700 Yazidis staying there, and the numbers are increasing rapidly. They add that only yesterday 800-900 people arrived to the site.

Yazidis: 74th Firman

Yazidis: 74th Firman[1]

“We were killed not only by ISIS, but also by our neighbors”

This is the first time I am going to Iraqi Kurdistan by car. We get to the border very easily; there is no traffic. My friend coming with me says before the attacks of ISIS, there were long queues of trucks, and each vehicle had to wait around 4 or 5 hours before crossing the border.

I am the only woman at the border. I feel the glances of those who find my presence here bizarre. We complete the paperwork rapidly, and I pass to the other side of the border with my car. The moment I arrive in Iraqi Kurdistan, I feel relief seeing many women working at the border or as security personnel. The female security guards try to speed up my procedures because they are happy to see a Kurdish woman coming there from Amed, driving her own car. I walk to the Public Order Director who is waiting for me.

‘We are in need of a handful of water; if you cannot do anything else, at least send us a handful of water’

‘We are in need of a handful of water; if you cannot do anything else, at least send us a handful of water’

After Diyarbakır’s burning hot days, I am on a long-awaited vacation with my children. Though, my plan was to pass these days without my phone and computer, our holiday soured as ISIS began to slaughter people a few days after we began our vacation, and as the photographs of hungry and thirsty Yazidis on the mountains began to circulate.

Wednesday, December 3, 2014

Barışın dili

Barışın dili

Geçen hafta İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde Demokratik Gelişim Enstitüsü ve Bilgi Üniversitesi Sosyoloji ve Eğitim Çalışmaları Merkezi’nin düzenlediği ‘Dilin, Kimliğin ve Medyanın Çatışma Çözümündeki Rolü’ konulu panelde özellikle barış süreçlerinde dilin önemi üzerine verimli tartışmalar yapıldı.

Sunday, November 30, 2014

Van hâlâ üşüyor!

Van hâlâ üşüyor!

Bundan 3 yıl önce bir Pazar günü almıştım Van’daki deprem haberini. Beraber çalıştığım ekip arkadaşlarım hemen Van’a hareket etmiş, ben ise Diyarbakır, Antep gibi yerlerden toparladığım battaniyelerle birlikte, 2 gün sonra yardım kamyonlarının ardı sıra Van için yola çıkmıştım.
Depremin 3. Günü ulaştığım Van tam bir yıkım içerisindeydi.

Friday, November 21, 2014

Makbul Kürt “Aydın” Olmak

Makbul Kürt “Aydın” Olmak

Uzun süredir yazmak istediğim ama elimin bir türlü gitmediği bir yazıydı bu. Ancak son Kobane olayları sonrası sık sık televizyonlarda izlediğimiz kimi Kürt “aydınlar”ın söylemlerini dinledikçe kalem kaçınılmaz oldu.
Batının gözünde 2 tür Kürt aydın vardır: Makbul Kürt aydınlar ve makbul olmayan Kürt aydınlar.

Sunday, November 16, 2014

Koruculuk Kaldırılmalıdır!

Koruculuk Kaldırılmalıdır!

Dün bir korucu öldürüldü. Bitlis'in Çeltikli köyünde geçici köy korucusu olarak görev yapan ve yaklaşık 2 aydır haber alınamayan Nihat Çaprak, direğe bağlanarak kurşuna dizilmiş halde bulundu. 2 ay önce kaçırılan 6 çocuk babası Nihat Çaprak’ın ağzına 10 TL. konulmuştu. Aynı gün twitterda 2012’de Tatvan’da katledilen 15 kadın gerillanın katillerinden birinin Nihat Çaprak olduğuna dair iddialar dolaşıyordu.

Saturday, November 8, 2014

Fotoğrafı kaldırmak


Fotoğrafı kaldırmak

“Bazıları altı ay tutacaklar diyordu. Altı ay tutacaklar… Altı günde bırakacaklar, ettiler sonra altı ay. Günlerin, ayların, yılların peşine düştük.” (1)
Bu sözler Cizre’de kocası 90’larda zorla kaybedilen Zelal’e ait.
Ağır insan hakları ihlallerinin belgelenmesi, bu ihlallerin toplanması, farklı toplumsal kesimlere yayılması ve hak ihlaline uğrayan grupların adalete erişimi için çalışmalar yapan Hakikat Adalet Hafıza Merkezi değerli bir çalışmaya daha imza attı. Hatice Bozkurt ve Özlem Kaya tarafından hazırlanan bu rapor, bugüne kadar bakılmayan, yazılıp çizilmeyen bir grubu, zorla kaybedilenlerin arkasında kalanlar olarak kadınların deneyimlerini inceliyor. “Fotoğrafı Kaldırmak” adıyla yayınlanan araştırma raporu zorla kaybedilenlerin eşlerine odaklanarak bu ağır hak ihlaline cinsiyet perspektifinden bakan ilk çalışmalardan.

Friday, October 31, 2014

Bir köy nasıl yakılır?


Bir köy nasıl yakılır?

“Doğu’da yakılan köyler” hep duyulan ama zamanla bir istatistiğe dönüştüğü için üzerinde yeterince düşünülmeyen bir konu.
Öncelikle yanlış bilinen bilgilerle başlayalım. Çoğumuz yakılan köylerin dağ başında, yerleşim yerlerinden uzak, ıssız, çorak yerler olduğunu düşünürüz. Ama benim gördüklerim öyle değildi. Büyük yerleşim yerlerine 15-20 dakikalık mesafelerde, yemyeşil, yanında Van gölü olan, cennet parçasıydı bu köyler. Bunlardan birinin hikayesini anlatayım size, Çorsin Köyünü (1).

Tuesday, October 28, 2014

Kobanê Düşerse, Nereye Düşer?


Kobanê Düşerse, Nereye Düşer?

Kürt Yazarlar Derneği, ismindeki “Kürt” sözcüğünden dolayı epey bir uğraştan  sonra “Kürt Yazarlar Derneği” ismiyle 2004 yılında  kurulabildi. Türkiye’de isminde “Kürt” sözcüğüyle kurulabilen ilk derneklerden.

Thursday, October 23, 2014

“Bugün kardeşliğin inşa zamanıdır”

“Bugün kardeşliğin inşa zamanıdır”

Kurban Bayramının son günü Diyarbakır Sanayici ve İşadamları Derneğinin (DİSİAD)  yardım kamyonlarıyla birlikte Suruç’a hareket ediyoruz. Kamyonların içinde binlerce kışlık ayakkabı, çorap, iç çamaşır, kazak, ped ve çocuk bezi var.
Kamyonun ardı sıra gittiğimiz minibüsteki 10 işadamının yüzlerinde derin bir endişe var. Birkaç gündür gergin olan Diyarbakır’da dün gece ufak çaplı olaylar başladı. Minibüsteki tüm Kürt işadamlarının aklı ve kalbi Kobane’de:

Wednesday, October 15, 2014

Bugün bayram mıydı?


Bugün bayram mıydı?

Bugün aslında Suruç’u yazacaktım. Ancak sabah yardım dağıtımına gittiğim Suruç’tan akşamüzeri eve dönerken, yavaş yavaş twittera memleketin karıştığı haberleri de düşmeye başladı.

Saturday, October 11, 2014

“Biz Ölülerimizin Kemiklerine Bile Çok Seviniyoruz”

“Biz Ölülerimizin Kemiklerine Bile Çok Seviniyoruz”

Akşam geç vakitte Almanya’da yaşayan Kemal Pir’in yeğeni Ziya Pir’den bir telefon alıyorum. Babalarının kemiklerini arayan iki kız kardeşin yarın Almanya’dan Diyarbakır’a geleceğini ve onlara yardımcı olmamı rica ediyor.
İbrahim İncedursun’un kızları Yeşim ve Derya İncedursun ile böyle tanışıyorum.

Boks Ringlerinden Dağlara Uzanan Yaşam

Wednesday, October 1, 2014

Ezidiler: Kürtler bize sahip çıktı, ölürsek de beraber öleceğiz

Ezidiler: Kürtler bize sahip çıktı, ölürsek de beraber öleceğiz

“Kaderimizi Bekliyoruz”
Sıcak bir güne uyanıyoruz. Silopi’ye henüz sonbahar gelmemiş. Silopi toprak yolları, yol kenarlarına terk edilmiş bozuk kamyonlarıyla bugün gözüme daha da yoksul görünüyor. Êzidi kampına gitmeden önce Belediyeye uğruyoruz. Silopi Belediyesinde bizleri Belediye Başkanı Seyfettin Aydemir ve Eşbaşkan Emine Esmer karşılıyor.

Ezidiler: 74. Ferman; Bizi sadece IŞİD değil, komşularımız katletti

Ezidiler: 74. Ferman; Bizi sadece IŞİD değil, komşularımız katletti

Irak Kürdistan’ına ilk kez araçla geçeceğim. Sınıra çok rahat ulaşıyoruz, hiç trafik yok. Yanımdaki arkadaşım İŞİD saldırılarından önce burada uzun tır ve kamyon kuyrukları olduğunu ve kapıda en az 4-5 saat bekletildiklerini söylüyor.
Sınırdaki tek kadınım. Burada olmamı garipseyen bakışları üzerimde hissediyorum. İşlemlerimizi hızla yaparak, arabamla sınırın Türkiye tarafını geçiyorum. Irak Kürdistan’ına geçtiğim anda sınırda ve güvenlikte çalışan birçok kadını görmek beni rahatlatıyor. Kadın güvenlik görevlileri de benim gibi Amed’den kendi arabasıyla gelmiş bir Kürt kadını görmekten memnun olarak işlemlerimi hızlandırıyorlar. Beni bekleyen Asayiş Müdürünün yanına geçiyorum.