Wednesday, August 10, 2016

“90’larda köylerimiz yakıldı, şimdi şehirlerimiz yakılıyor, milletvekillerimiz meclisten atılsa ne olur”

Küçük oğlum Aras, politikayla oldukça ilgili. 7 Haziran akşamı halay çeken, 1 Kasım günü baraj altında mı kalıyoruz diye ağlayan ufaklığın dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilk tepkisi şu oldu:
"Anne bomba patlatmışlardı, biz yine de Meclis'e girmiştik, şimdi bizi attılar mı?"
Aras’a siz ne cevap verirdiniz bilmem, ama ben o günkü öfkemle“Evet, bizi attılar oğlum” dedim. “Ama mücadeleye devam edeceğiz”i de ekledim.

Doğrusu dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin Diyarbakır’da halktan ciddi bir tepki gözlemlemiyorum. Bunun nedeni Diyarbakırlıların bunu önemsememesi değil, bunu devam eden savaşın bir parçası olarak görmeleri. Kürtler için dokunulmazlıkların kaldırılması beklenmedik bir şey değil. Şuan Bölgede öylesine çok acı yaşanıyor, öylesine büyük bir yıkım var ki, bu yıkım ve yıkıntının içerisinde dokunulmazlıkların kaldırılması bir ayrıntı gibi duruyor.
Kürt halkının iradesi bir kez daha hiçe sayılmak isteniyor, Kürtler bunun farkında. Ancak  Meclis'te Kürt halkının temsil ediliyor olmasının çok fazla bir şey ifade etmediğini de düşünen ciddi bir kesim var. Son 1 yılda HDP’li milletvekilleri sokağa çıkma yasağının uygulandığı birçok il ve ilçeye alınmadılar, kimi vekillerin kafasına silah dayandı, şiddet gördüler, hakarete uğradılar… Cizre’de üstlerine mermi sıkıldı. Meclis'in hem içinde hem dışında sürekli saldırı ve hakaretlere maruz kaldılar. Tüm bu resimler Kürtlerin hafızasına yerleşti. O nedenle Kürtlerin bir kısmı için Ankara’da Meclis'te olup olmamak çok bir şey fark etmiyor. Yine Kürt halkının içinde HDP’li vekillerin savaş kararlarının alındığı bir  Meclis'te kalmaması gerektiğini düşünen bir kitle de var.
 

Şırnak, Nusaybin, Yüksekova yanıyor!
 

Dokunulmazlıklar meselesini sorduğum biri “Ne Meclis'i” diyor,“Şuan Şırnak, Nusaybin, Yüksekova yanıyor!”
Şırnak’ta sokağa çıkma yasağının bugün 74. günü. Uzun uğraşlar sonunda halen Şırnak’ta kalan bir aile ile iletişime geçebiliyorum. Konuştuğum ailenin ilk söylediği şey şu: “Şırnak halkı Cizre için Silopi için uyumadı, günlerce yürüdü, şimdi Şırnak yalnız kaldı.”
Aileye 74 gündür bir evin içinde onca çocuk, ne yiyip ne içtiğini, hayatın nasıl devam ettiğini soruyorum. Soruyu birkaç kez tekrarlamama rağmen hiçbir cevap alamıyorum, aldığım tek cevap şu: “Sana ne söyleyeyim, ne anlatayım, halimiz anlatılacak gibi değil.”
Kısacası Bölgede yangın var. Yüz binlerce Kürt evsiz, yuvasız artık. Kimisi çadırlarda yaşıyor, kimisi başkalarının yanına sığınmış durumda, kimisi köylere geri döndü. Şırnak, Silopi, Nusaybin hattına gittiğinizde yol üstlerinde çadırda yaşam mücadelesi veren binlerce insanı göreceksiniz. Bölgedeki adli tıp merkezlerine giderseniz dna testi veren ve çocuklarının cenazelerini arayan birçok aile göreceksiniz. Yas tutmanın, bir helallik hakkının Kürtlerden esirgendiği, taziyelerin, cenaze törenlerinin yasaklandığı günlerden geçiyoruz.
Kürtler yastalar, kızgınlar, öfkeliler. Türkiye parlamentosundan beklentileri çok azalmış durumda. Türkiye devleti ile vatandaşlık ilişkileri kopma noktasında. 6 milyon insanın iradesinin yok sayılması, her geçen gün derinleşen bu uçurumu daha da artıracak, beraber yaşayamayız duygusunu güçlendirecek!
Diyarbakır’da bir damın üzerinden yıkık Sur’a bakarken, dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin konuştuğum bir esnafın sözüyle bitireyim:
“90’larda köylerimiz yakıldı, şimdi şehirlerimiz yakılıyor, milletvekillerimiz meclisten atılsa ne olur”.
Nurcan Baysal
*As published in T24 on 28.05.2016

No comments:

Post a Comment