Monday, August 18, 2014

'Bir avuç suya muhtacız, hiçbir şey yapamıyorsanız bir avuç soğuk su yollayın'

'Bir avuç suya muhtacız, hiçbir şey yapamıyorsanız bir avuç soğuk su yollayın'

Diyarbakır’ın yakıcı sıcak günlerinden sonra, çocuklarla uzun süredir beklediğimiz tatildeyim.  Planım telefonsuz, bilgisayarsız bir tatil geçirmek iken, tatile çıktıktan birkaç gün sonra IŞİD’in Ezidileri katletmeye başlaması, dağlarda susuz aç Ezidilerin resimleri arasında tatil  zehir oldu.

Çocukların ağlamaları karşısında tatili yarıda kesip hep beraber dönemeyince, önce eşim döndü memlekete. Hemen Diyarbakır’da  Baro, İHD, DTSO, DOGÜNSİFED, DİSİAD, KESK, TMMOB ve Tabip Odasından oluşan 8 kişilik bir heyet kurarak Zaho ve  ordan da Duhok’a hareket ettiler.

Gerisini heyetin üyesi DİSİAD (Diyarbakır Sanayici ve İşadamları Derneği) Başkanı Burç Baysal’dan dinleyelim:

Tuesday, August 12, 2014

Ekmeleddin Bey’e Kürtlerden bir tutam Meryemxort!

Ekmeleddin Bey’e Kürtlerden bir tutam Meryemxort!

Taraf gazetesinden Tuğba Tekerek’in  birkaç hafta önce cumhurbaşkanı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu ile yaptığı röportajda, Tuğba Hanım’ın sorduğu sorular ne kadar iyiyse, Ekmeleddin Bey’in verdiği cevaplar da bir o kadar kötü ve MHP-CHP’nin çatı adayının ciddi toplumsal sorunlar konusundaki bilgisizliğini ortaya koyar yöndeydi. Ekmeleddin Bey’in her bir soruya verdiği cevaplar üzerine  onlarca yazı yazılabilir, ancak buna ne vaktim ne de açıkçası sabrım yeterli değil.
Gelgelelim ben bir Kürt olarak özellikle Tuğba Hanım’ın sorduğu anadilde eğitim sorusuna, Ekmeleddin Bey’in verdiği “Kürtçe eve hapsedilmemeli ama bir dilin bilim dili olması kolay değil” cevabına takılmış durumdayım.

Friday, August 8, 2014

33 KURŞUN...


33 KURŞUN...
28 Temmuz 1943 günü, bundan tamı tamına 71 yıl önce, sabahın erken saatlerinde, 33 yoksul Kürt köylüsü evlerinden alınır, Sefo Deresi’ne götürülür ve orada kurşuna dizilirler. O gün bugündür Sefo Deresine giriş çıkışlar kapatılır, ve öldürülen bu Kürt köylüler gömülmeden kurda kuşa yem edilir.

Monday, July 28, 2014

Onurlu yaşamı uğrunda ölecek kadar sevmiştik!

Onurlu yaşamı uğrunda ölecek kadar sevmiştik!

Birkaç ay önce bir kitap çalışması için gittiğim Diyarbakır 78’liler Derneği’nin giriş salonundaki koca bez dövizde Türkçe ve Kürtçe olarak yazıyordu: “Onurlu Yaşamı Uğrunda Ölecek Kadar Sevmiştik”. Yazının altında da Diyarbakır 5 No.lu Cezaevi’nde kendisini yakarak öldüren başta Mazlum Doğan olmak üzere tüm tutsakların resimleri vardı.  Bu büyük kasvetli salonun tüm duvarlarında bez dövizler asılıydı ve tüm bez dövizlerde de Diyarbakır 5 No.lu Cezaevi’nde ölen ve öldürülen insanların resimleri ve sözleri... Bir duvarda “İnsanlık Onuru İşkenceyi Yenecek” yazıyordu.  Hemen başka bir duvarda ise 18 Mayıs 1982 tarihinde Diyarbakır 5 No.lu Cezaevi’nde kaldıkları hücrede kol kola girerek bedenlerini ateşe veren, isimleri tarihe ‘Dörtler’ olarak yazılan Ferhat Kurtay, Eşref Anyık, Mahmut Zengin ve Necmi Öner’in resimleri vardı.

Wednesday, July 23, 2014

“Rojava’da kaybedersek tüm Kürdistan’daki kadınlar kaybedecektir!”

“Rojava’da kaybedersek tüm Kürdistan’daki kadınlar kaybedecektir!”

Kadın katliamlarının çokça yaşandığı ve tartışıldığı bugünlerde Diyarbakır önemli bir kadın buluşmasına ev sahipliği yaptı. Bugünkü Demokratik Toplum Kongresi Kadın Buluşması “Kadın Öncülüğünde Rojava Devrimiyle Ulusal Birliğe” çağrısıyla düzenlendi. Toplantı iki amaca hizmet ediyordu. Biri yeniden yapılanma sürecine giren DTK’da kadının rolünü tartışmaya açmak; ikincisi ise tarihi bir dönemden geçen Kürdistan’da, Rojava devrimine sahip çıkarak ulusal birliğin inşasında kadın politikasını gözden geçirmek ve yeniden oluşturmak. Nitekim DTK Eş Başkanı Aysel Tuğluk toplantı açılışında şunları belirtti:

Monday, July 21, 2014

Nurcan Baysal:Oysa biz her şeyden çok Kürt olmak istiyoruz.

‘Oysa biz her şeyden çok Kürt olmak istiyoruz.’


BURCU ŞENTÜRK yazdı:


nurcan_baysal_slide


Nurcan Baysal: O Gün




Kavar Havzası’nda bir kalkınma projesi… Yerel halkın arıcılık, seracılık, sütçülük deneyimlerinin yanı sıra kurulan kooperatife kadınların üye olmasına erkeklerin karşı çıkışını, Kavarlıların daha iyi bir yaşam için attıkları her adımın devlet/bürokrasi/ “terörle mücadele” engeline takıldığını görüyoruz “O Gün”’de. Kitaba ismini veren “o günü” var Kavar’daki herkesin hayat hikâyesinde değinmeden geçemediği. Köylerinin yakıldığı, evlatlarının öldürüldüğü, evlerin basıldığı, zorla göç ettirildikleri, yakınlarını kefensiz gömdükleri “O günleri”.

Nurcan Baysal ve Şeyhmus Diken

Nurcan Baysal ve Şeyhmus Diken


nurcan BaysalDoçent Nurcan Baysal’ın “O Gün” adlı kitabı ile dostum Şeyhmus Diken’in “Şehr Amed” adlı kitaplarını, imzalı bir şekilde aynı pakette aldım. İki kitabı okudum, ikisini birlikte yazmak istedim.

Saturday, July 19, 2014

GEÇMİŞİ AYDINLATMAK, GELECEĞE SAHİP ÇIKMAK İÇİN; HATIRLA!

GEÇMİŞİ AYDINLATMAK, GELECEĞE SAHİP ÇIKMAK İÇİN; HATIRLA!

Bu hafta twitterıma düşen bir mesajda HATIRLA yazıyordu. Diyarbakır Eski Baro Başkanı Mehmet Emin Aktar tarafından yollanan  mesajın linkinde bir de kısa video vardı. Başında “Faili Meçhul Cinayetler Duruşmasına Çağrı” yazan, 1994 yılında Ankara’daki bürosundan kaçırılarak öldürülen avukat Yusuf Ekinci’nin kendi gibi avukat olan oğlu Sertaç Kamil Ekinci tarafından hazırlanan bu videodan devam edelim:

“Türkiye’de 1990’lı yıllarda binlerce faili meçhul cinayet işlendi. HATIRLA! Susurluk’ta ortaya çıkan çete hiçbir zaman cezalandırılmadı! HATIRLA!  Aydınlar ve halk katledildi: Musa Anter, Yusuf Ekinci, Faik Candan, Vedat Aydın, Mecit Baskın, Medet Serhat, Namık Erdoğan, Ferhat Tepe, Mehmet Sincar, Savaş Buldan… HATIRLA! İnsan Hakları Derneği kayıtlarına göre 17.500 faili meçhul cinayet var. HATIRLA! Cinayetlerin hiçbiri aydınlatılmadı. Hala yalan söylüyorlar. 2011 yılında “Ayhan Çarkın”  isimli özel harekatçı polis, içinde bulunduğu 16 cinayeti itiraf etti ve soruşturma açıldı. Mehmet Ağar, Yeşil, Korkut Eken…  Katiller göstermelik yargılanmayla aklanmaya çalışılıyor! Hukuk ve adalet can çekişiyor! UNUTMA! 11 Temmuz Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi Saat:09:30 Geleceğine sahip çık!” [1]

Monday, July 14, 2014

Diyarbakır Şehitlik Mahallesi'nde yaz

Diyarbakır Şehitlik Mahallesi'nde yaz
Temmuz’a girdiğimiz bu yakıcı sıcak yaz gününde, çocukluğumun Diyarbakır’ı da bu kadar sıcak mıydı hatırlamaya çalışıyorum.
Herkes sıcaklardan şikâyet eder, gölge bir yer ararken, ben ise Diyarbakır’ın en çok yazlarını severdim çocukluğumda. Yaz Diyarbakırlılar için damda ya da balkonda yatmak demekti.  Yıldızların altında, gökyüzünü izleyerek yatmak hayattaki en büyük keyfimdi. Bu tutkuma annemin kuruttuğu patlıcan ve biberlerin rüzgarda hışırdayan sesleri eşlik ederdi.

Friday, July 11, 2014

Hakkarili Niye Mutsuz?

Hakkarili Niye Mutsuz?

Türkiye İstatistik Kurumu’nun il düzeyinde yaptığı yaşam memnuniyeti anketinin 2013 sonuçlarının açıklandığı gün Hakkari’deydim.

Ankete göre sağlık, eğitim, asayiş, ulaştırma, şebeke suyu, toplu taşıma, yeşil alan…gibi birçok hizmetten memnuniyetin en düşük olduğu il  Hakkari.[1] Hakkari’yi genelde Şırnak ve Muş takip etmekte. Gündemde bu olunca ben de akşam görüştüğüm Hakkarili gençlere “Hakkari mutsuz mu?”diye sormuştum. Gençler şöyle cevapladılar:

Thursday, July 10, 2014

Kürtler Karakol ve Kalekollara Neden Karşılar?

Kürtler Karakol ve Kalekollara Neden Karşılar?

Bazı insanların Kürtlerin yeni karakol ve kalekol inşaatlarına neden bu kadar karşı çıktıklarını anlamakta zorlandıklarını görüyorum. Bu yazı  karokal ve kalekollara neden karşı çıktığımızı merak edenlere yazıldı.

Öncelikle  geçen yıl başlatılan barış süreci sonra hayatımıza giren “kalekol” meselesini anlamakla başlayalım. Barış sürecinden sadece  1 ay sonra Bölgede kalekol yapımlarının başladığını duyduk. Yeni karakol sistemi olarak da adlandırılan bu kalekollar, havan ve roket saldırılarına karşı güçlendirilmiş malzeme ile yapılan uzay üssünü andıran prizma şeklindeki yapılar. TOKİ tarafından yapılan bu kalekolların yapımına 2012 yılında başlansa da özellikle Nisan 2013’te başlatılan barış süreci sonrası hız verildi. Bu da barış süreci konusunda Bölge halkında güvensizlik yarattı ve baştan sürece gölge düşürdü. Bu kalekolların yapımı Bölgede yeni koruculuk alımları ile birleşince süreç daha da kırılgan bir hale geldi.

Monday, July 7, 2014

20 Yılın Ardından Zorunlu Göçe Bakmak

20 Yılın Ardından Zorunlu Göçe Bakmak

“O GÜN bir asker dedi ki bana, ‘Vallahi de billahi de sizi öldürecekler. Kamyonla gelecekler, sizi aynı şekilde katledecekler, gidin’ dedi. O zaman ‘izin ver, bir kişi burada kalsın hayvanlarımız için, bir kişi lütfen köyde kalsın,  izin ver’ diye yalvardım  askere… O GÜN anneyle beraber ‘Nereye gidelim?’ dedik. ‘Ben nereye gideceğim? Çocuklarımız var,  hayvanlarımız satılmıyor, bilet alacak paramız yok’ dedim. Biz nereye gideceğiz? Nereye?”[1]

Tatvan’ın bir köyünde yaşayan  Saliha’nın yalvarmaları sonuç vermeyecektir. 1 hafta sonra köye gelen askerler köyü yakacak ve Saliha’nın artık yaşayabileceği bir evi kalmayacaktır.

Friday, July 4, 2014

AYNI EVDE AYRI DİLLER

AYNI EVDE AYRI DİLLER

“- Türkçe konuşanlar mı daha fakir olur, Kürtçe konuşanlar mı?
 - Kürtçe konuşanlar daha fakir.
 - Türkçe konuşanlar nasıl giyinir?
 - Güzel giyinir. Saçları düzgün taranmıştır.
 - Kot pantolon gömlek falan giyinirler. Giysileri güzeldir.
 - Kürtçe konuşanlar nasıl giyinir?
 - Uzun etek giyinirler. Saçları topludur.
 - Başları bağlıdır. Saçları düzgün değildir.
 - İngilizce konuşanlar?
 - Onlar çok güzeldir.”[1]

Handan Çağlayan’ın DİSA çalışmaları kapsamında yaptığı Aynı Evde Ayrı Diller araştırmasının kitabında Kürt çocuklarla sohbet ederken sorduğu sorulara verilen yanıtlar bunlar.Henüz 2 hafta önce çıkan kitapta görüyoruz ki bu algı sadece çocuklarla sınırlı da değil. Yıllarca  toplumun bilinçaltına yerleştirilen “Kürtçe kötüdür” algısı o kadar güçlü ki, son yıllarda Kürt siyasal hareketinin etkisiyle Kürtçeye bir geri dönüş  yaşansa da, halen Kürtçenin değerli olmadığı algısı toplumda devam ediyor. Bunun nedeni olarak Handan Çağlayan kitabında diller arası hiyerarşinin etkisinden bahsediyor ve örnek veriyor. Kanada gibi diller arasında hakimiyet ya da hiyerarşi ilişkisinin bulunmadığı durumlarda çift dilliliğin bireyler açısından zenginleştirici ve toplumlar açısından da kaynaştırıcı etkisi olurken, Türkiye gibi diller arasında hiyerarşinin yoğun olduğu bir yerde ise çift dillilik anadilin zamanla kullanılmaması ve unutulması sonucunu doğurabiliyor.

Monday, June 30, 2014

Mevsimlik tarım işçilerinin fıtratında ölüm mü var?

Mevsimlik tarım işçilerinin fıtratında ölüm mü var?


Birkaç hafta önce gazetelerde küçük bir resim dikkatimi çekti. Başında mavi tülbentiyle bir kadın, üzeri örtülmüş bir cesedin yanında, yolun ortasında ağlıyordu. Urfalı tarım işçilerini çalışmak üzere Eskişehir’e götüren araç, Aksaray yakınlarında kaza yapmış, 2 işçi ölmüş, 2 çocuk  ağır olmak üzere 19 kişi de yaralanmıştı. Ağlayan kadın Ayşe, ölen kocası Ali Ataş’ın başında çaresizce ambulansın gelmesini bekliyor, haberin yanında da “En acı nöbet” yazıyordu. Kazada ağır yaralanan 2 çocuğa ne olduğunu daha sonra araştırdıysam da herhangi bir bilgiye ulaşamadım. Ne de olsa onlar tarım işçisi Kürtlerdi, ölümleri haber değeri taşımıyordu.

Küçük de güzeldir!


Küçük de güzeldir!



Soma için hazırlanan bir belgeseli izlerken dikkatimi çekiyor acılı bir kadının sözleri. Kadın: “Mecbur madende çalışıyorlardı. Ne bıraktılar ki. Tütün bırakmadılar, pamuk bırakmadılar, domates bırakmadılar…” diyerek ölen madencilerin tarımdan nasıl koparıldığını dile getiriyordu. Hayatta kalan bir madenci ise:  “Biz çiftçiyiz, madenci değiliz. Tarım öldü, hayvancılık bitti. Aç kalmamak için madene girip çalışmaya başladık…” diyerek tarımdan madene kayan hayat yolculuklarını anlatıyordu.
Soma’daki madenci ailelerin birçoğu eskiden çiftçilikle geçiniyormuş. Soma gibi toprağı bereketli bir yerde neden topraktan geçinemez hale geldiler? Neden maden ocaklarındaki kölelik sisteminin bir parçası oldular?

Sunday, June 22, 2014

Where are the Kurds? They went up to the mountains. Where is the mountain? The state bombed...

Where are the Kurds? They went up to the mountains. Where is the mountain? The state bombed…[1]

One of the basic topics on the Twitter timeline on May 1st was this: “Where are the Kurds?” When some Turks who were on the streets on May 1st International Workers Day became subject to pepper gas and were beaten up by nightsticks, they were launching into verbal attack saying that they could not see Kurds with them in the streets and asking this question: “Where are the Kurdish people?” After all Kurds were the ones to methodically suffer from pepper gas and nightsticks, and they should have had taken their place in the forefront in this occasion as well.

On the same day, I asked myself the same question: “Really, where are we that Turkish people can never see us?” This article is for those who wonder where we were on May 1st…

Wednesday, June 11, 2014

Ayda 1000 TL'den 700 işçi kaç kol saati eder?

Ayda 1000 TL'den 700 işçi kaç kol saati eder?


Ucuz hayat ucuz ölüm ülkesi Türkiye. Dün geceden beri gözümüz televizyonlarda, Somadan gelecek haberlere odaklanmışız.
 “2014'ün ilk üç ayında 80 işçinin öldüğü bir ülke burası. Bana kızmayın, içimden 1 Mayısı kutlamak gelmiyor!” diye yazmıştım 2 hafta önce. Tepki gösterenler olmuştu.
Dün ölüm yine işçileri buldu. Bu sefer sırada maden işçileri vardı.
Oysa ekonomi tam gaz ilerliyordu! Hep beraber kalkınıyorduk! Her gün yeni otobanlar, yeni  AVM’ler, yeni HES’ler, yeni gökdelenler, yeni TOKİ’ler inşa ediliyordu! Türkiye büyüyordu. Dünyanın 17., Avrupa’nın en büyük 6. ekonomisi olmakla övünüyordu.
Neye rağmen oluyor bu büyüme?

Wednesday, June 4, 2014

NİYE?



NİYE?

2008-2013 yılları arasında Bitlis-Tatvan’a bağlı Kavar havzası köylerinde çalıştım. Kavar Van gölü kıyısında 6 köy 5 mezradan oluşan bir havza. Havza dağları, ormanlarıyla cennetten bir parçayı andırıyor. 1990’larda diğer Kürt köylerine olduğu gibi Kavar’a da devlet koruculuk dayatır. Koruculuğu kabul etmeyen Kavar köyleri zorla boşaltılır. Bu köylerden Çorsin 28 Aralık 1993 gecesi tamamen yakılır, bazı köylüler askerlerce öldürülür. Köylüler bir günde topraklarını, evlerini, anılarını, mezarlarını terk ederek büyükşehirlere gitmek zorunda kalırlar. İstanbul, İzmir, Manisa ve Mersin’in varoşlarına dağılan Kavarlılar inşaatlarda çalışır, simit satar, bu şehirlerdeki en dip işleri yapmaya başlarlar. 2000’li yıllardan itibaren köylülerin bir kısmı yine kendi imkanları ve büyük bir mücadele ile topraklarına geri dönmeyi başarırlar. Bugün hala Kavarlılar kendi topraklarında yaşamı yeniden kurma mücadelesi vermekteler.

15 Mayıs 2013 tarihinde “Akil Adamlar” Doğu Anadolu Grubu Kavar’ı ziyarete geldiler.

Sunday, May 25, 2014

'Tüm faili meçhuller için bir özür, bir avuç da kemik istiyoruz’

'Tüm faili meçhuller için bir özür, bir avuç da kemik istiyoruz’


Güle eşi, kızı, oğlu, gelini Naze ve 4 torunu ile eskiden Cizre’ye bugün Silopi’ye bağlı olan Görümlü köyünde yaşıyordu. Keldaniydiler. 13 Haziran 1993’te Silopi Görümlü köyünde konuşlanan Tekirdağ 3. Zırhlı Tugay 2. Tabur Komutanlığı’na yapılan PKK saldırısından sonraki sabah Görümlü köyünü  basan jandarma, Güle’nin eşi Hamdo Şimşek ve oğlu Hükmet Şimşek ile aralarında köy imamının da olduğu 6 kişiyi evlerinden zorla çıkararak gözaltına aldı. Askerler, Güle’nin evindeki haçı köy imamının boynuna takarak köy meydanında sürükleyerek bu 6 kişiyi götürdüler. Bir daha onları gören olmayacaktı.

Friday, May 16, 2014

Kürtler nerede? Dağa çıktı. Dağ nerede? Devlet bombaladı…

Kürtler nerede? Dağa çıktı. Dağ nerede? Devlet bombaladı…

1 Mayıs’ta twitter gündemini meşgul eden konulardan biri de “Kürtlerin nerede olduğuydu”. 1 Mayıs’ta sokaklara çıkan Türkler gazlanıp, coplanırken bir kısmı yanlarında Kürtleri göremediklerini söyleyerek veryansın ediyorlardı: “Kürtler nerede?” Ne de olsa bu ülkenin düzenli gazlanıp coplananlarıydı Kürtler, ön sıralarda olmaları gerekirdi.
Ben de aynı gün sordum kendime “yahu biz neredeyiz ki, Türkler bizi bir türlü görmüyor”. Bu yazı 1 Mayıs günü nerede olduğumuzu merak edenlere…